İstanbul’da yaşanan son sel felaketi, hepimize doğanın gücünü ve insanoğlunun kurduğu modern kent sistemlerinin ne kadar kırılgan olduğunu bir kez daha gösterdi.

Su baskınları, çöken yollar ve ne yazık ki kaybettiğimiz canlar hepimizin yüreğini yaktı. Ancak bu tür afetlerin hemen ardından başlayan ve çoğunlukla gözden kaçan çok kritik bir başka boyut var; şehirlerin adeta felç olması, yani geniş çaplı ve uzun süreli power outage (büyük elektrik kesintisi). Bir afetin ilk anındaki dehşet geçtikten sonra asıl büyük mücadele sessiz felaketler silsilesiyle başlar. Elektrik gittiğinde sadece lambalar sönmez; su pompaları durur, iletişim şebekeleri çöker, medikal cihazlar çalışmaz ve gıda zinciri anında kopar.

Peki biz bu tabloya ne kadar hazırlıklıyız? Fıkrayı hatırlarsanız; Nasrettin Hoca, eline testiyi verip suya gönderdiği çocuğa önce okkalı bir tokat atar. Çocuk ağlamaya başlar, etraftakiler şaşkınlıkla sorunca Hoca’nın verdiği cevap aslında derin bir yönetim dersidir: "Testi kırıldıktan sonra tokat atmanın kime ne faydası var?"

İş güvenliği literatüründe proaktif (önleyici / testi kırılmadan önce tedbir alan) yaklaşım dediğimiz kavram da tam olarak budur. Olay gerçekleşmeden, henüz hasar oluşmadan, testi elimizdeyken tedbir alabilmektir. Testi kırıldıktan sonra ağlamak ya da sel bastıktan sonra alelacele su tahliye pompası aramak ise reaktif (tepki veren / testi kırıldıktan sonra çare arayan) kalmaktan başka bir şey değildir. Yer altında riski önceden öngörmezseniz ikinci bir şansınızın olmadığı maden mühendisliği disiplini gibi, bugün şehir hayatı da aynı ciddiyeti gerektiriyor. Riski hayatın kaçınılmaz bir parçası olarak kabul etmek bir korkaklık değil, aksine medeni bir sorumluluktur.

Büyük bir felaket anında power outage (büyük elektrik kesintisi) yaşandığında zamanın aleyhimize nasıl hızla işlediğini anlamak için evimizdeki buzdolabına bakmamız yeterlidir. Standart bir buzdolabı, kapağı hiç açılmadığı takdirde içindeki soğuk gıdaları en fazla 48 saat koruyabilir. Kapağı sık açarsanız bu süre yarı yarıya düşer ve 49. saatte elinizde bozulmuş, zehirleme riski taşıyan yiyecekler kalır. İşte bu yüzden elektrik kesintisi riski kapıyı çalmadan önce evlerimizde ve iş yerlerimizde proaktif (testi kırılmadan önlem alan) bir eylem planı yapmak zorundayız. Olası bir uzun kesintide öncelikle buzdolabındaki çabuk bozulacak gıdaları tüketmeyi, ardından konserve ve kuru gıdalara geçmeyi hesaba katmalıyız. Soğuk zincire bağlı ilaç kullanan aile bireylerimiz varsa, bunların buz aküleriyle nasıl korunacağını baştan planlamalıyız. Şarjlı ışıldaklar, dolu taşınabilir bataryalar ve en önemlisi pili olan küçük bir el radyosunu evimizde hazır bulundurmalıyız. Çünkü kesinti anında baz istasyonları kilitlendiğinde dış dünyadan haber alabileceğimiz tek kanal o küçük radyolar olacaktır.

Unutmamalıyız ki elektrik kesildiğinde şehir şebeke pompaları ve hidroforlar da çalışmaz, üst katlara su ulaşmaz. Bu yüzden evde her zaman kişi başı günlük tüketim hesaplanarak içme suyu depolanmalıdır.

Afetleri, depremleri, şiddetli fırtınaları veya selleri tamamen engellememiz mümkün olmayabilir ama bunların büyük birer felakete dönüşmesini engellemek tamamen bizim elimizdedir.

Reaktif (testi kırıldıktan sonra dövünen) yaklaşımlarla kriz yönetmeye çalışmak yerine proaktif (testi kırılmadan hareket eden) bir risk bilinci geliştirmeliyiz. Medeni toplum, riskle yaşamayı öğrenen ve testiyi kırmadan önlemini alan toplumdur. Işıklar sönmeden, sular kesilmeden ve testi elinizden kayıp gitmeden önce bugün evinizde küçük bir risk değerlendirmesi yapmaya ne dersiniz?