Futbol bazen bir topun peşinden koşan 22 kişi değildir. Bazen çocukluğun, bazen memleketin, bazen de hayal kırıklıklarının adıdır.

Benim hikâyem de öyle başladı.
Daha 5-6 yaşlarında, Rıdvan Dilmen’in o bitmeyen driplinglerine, Aykut Kocaman’ın ince aşırtmalarına, Oğuz Çetin’in paslarına hayran kaldım. Müjdat Yetkiner mücadele ederken futbolun sadece yetenek değil, karakter işi olduğunu öğrendim.

Sonra büyüdük…
Refleks deyince Rüştü Reçber, sinir deyince Volkan Demirel, futbol zekâsı deyince Alex de Souza geldi aklımıza.
Fenerbahçe sadece bir takım değil, bir karakter testiydi artık.

Ama işin bir de memleket tarafı vardı.
Çorumspor sevgisi öyle ekran başında da başlamadı.
Dr. Turhan Kılıçcıoğlu Stadyumu etrafında maçtan önce atılan turlar, bir ağabeyin elinden tutup içeri girmenin heyecanı.
Tribünde Amigo Mehmet Ali’nin sesi, Hasan Ağabey’in esprileri…
Futbolu değil, hayatı öğreten bir atmosferdi orası.

Bilet yoksa?
Sorun değil.
Kapının yanındaki duvar deliğinden tek gözle maçı izlemek de bir “VIP deneyimiydi” bizim için.

Sonra o efsaneler…
Halit Kılıç'ın şutları,
Salih Karahan'ın kafası,
Remzi Karahan'ın hırsı,
Namık Koyuncu'nun golcülüğü...

İşte böyle büyüdü içimde futbol.
İki ayrı renkle, iki ayrı hikâyeyle.

Biri Fenerbahçe…
Diğeri Çorumspor…

Gerisi gerçekten hikâye.

Ama her hikâye mutlu bitmiyor.

Fenerbahçe mesela…
Eskiden heyecandı, şimdi alışkanlık.
Eskiden umut vardı, şimdi “bakalım bu hafta ne olacak?” hissi.

En son 2013-2014…
Takvimler değişti, yönetimler değişti, kadrolar değişti…
Ama sonuç değişmedi.

Tam 12 yıl.

İnsan ilk başta kızıyor, sonra sorguluyor, sonra alışıyor…
En tehlikelisi de bu zaten: “Alışmak”

Artık Galatasaray’a kaybetmek bile eskisi kadar can yakmıyor.
Çünkü beklenti düşmüş, refleksler körelmiş.
Biz “Y kuşağı” fark etmeden kabullenmişiz.

“Olmuyor…”
“Olmayacak…”
“Hatta oldurmayacaklar…”

İroni şu ki, bunu söylerken bile çok da şaşırmıyoruz artık.

Ama işte tam bu noktada devreye Çorum giriyor.

Yıllarca üzmüş olabilir…
Ama son yıllarda, inadına umut veriyor.

Fatih Özcan ile başlayan kurumsallaşma kıvılcımı Oğuzhan Yalçın ve Baran Korkmazoğlu ile büyüdü.

Artık bir “mahalle takımı” değil, bir “vizyon” var ortada.

Süper Lig hayali… eskisi gibi uzak değil.

Futbol işte…
Bir gün duvar deliğinden izlersin, mutlu olursun.
Bir gün ekran başında izlersin, yine üzülürsün.

Ama ne olursa olsun değişmeyen tek şey var:
O çocukluk hissi.

Benim için futbolun iki adı var:
Fenerbahçe ve Çorumspor.

Biri sabretmeyi öğretti,
Diğeri yeniden umut etmeyi…

Gerisi mi?

Gerisi gerçekten hikâye.