Ancak dönem, paranın kıt, geçimin ise son derece zor olduğu yıllardır. Üstelik Musa’nın babası hapiste, anası ise evde tek başına bir yaşam mücadelesi vermektedir. Tüm bu imkânsızlıklara rağmen Musa, ne olursa olsun o okula gitmeyi kafasına koymuştur.
Çaresizlik içinde bir çıkış yolu arayan Musa, ahırdaki tek danalarını 12 liraya satmaya karar verir. Elde ettiği bu kısıtlı parayı ise adaletli ve vefalı bir şekilde üçe böler: 3 lirasını hapisteki babasına, 3 lirasını, anasına 6 lirasını ise kendine okul parası olarak ayırır.
Nihayet beklenen gün gelmiştir. Kastamonu Gölköy Köy Enstitüsünde okumak isteyen köy çocukları Mecitözü Maarif Memurluğu bahçesinde toplanmış, heyecanla sıralarını beklemektedir. Sıra genç Musa’ya gelir. Musa, köydeki başöğretmen Hami Beyin kendisine büyük bir umutla teslim ettiği belgeleri memura uzatır. Memur evrakları tek tek inceler ve kafasını kaldırarak, "Nüfus cüzdanın eksik. O olmazsa senin kaydını yapmazlar. Şimdi hemen hükümet konağına git, nüfus memurunu bul, sana bir cüzdan çıkarsın. Onu al, bana getir" der.
Musa, yalnızlığın ve kimsesizliğin verdiği o ağır hüzünle Nüfus Müdürlüğünün yolunu tutar. Nüfustaki memurlardan biri sinirlenerek, yanında kimsesi olmayan ve elinde muhtar ilmühaberi bulunmayan bu küçük çocuğu azarlayarak dışarı çıkarır.
Musa, Kastamonu Gölköy Köy Enstitüsü’ne gidip okuyamayacak olmanın verdiği büyük üzüntüyle Hükümet Konağı’nın taş merdivenlerine çöker ve hıçkıra hıçkıra ağlamaya başlar.
“BİR GÜZEL İNSAN DEVREYE GİRİYOR”
İşte tam o kırılma anında, kaderin ve hayatın karşımıza çıkardığı "bir güzel insan" devreye girer. Hükümet Konağı'nın merdivenlerinden geçen Mecitözü Kaymakamı Sabri Bey, hıçkırıklar içinde ağlayan bu çocuğu görür. Yanına gidip hikâyesini dinler.
Kaymakam Sabri Bey hemen duruma el koyar. Musa’nın köydeki muhtar amcası Yusuf Efendi’yi derhal makamına çağırtır ve ona unutulmaz bir ders verir: "Sen muhtarsın, kim olursa olsun, bu durumda yardım etmek senin görevin. Bir insan bu kadar sorumsuz olamaz.”
Aldığı ilmühaber ile Nüfus Cüzdanına kavuşan Musa, sevinçle yeniden Kaymakamlık makamına dönerek Kaymakam Sabri Bey’in elini minnetle öper ve kendisini Gölköy'e, aydınlık bir geleceğe götürecek olan kamyonun kasasına biner.
Kamyonun başında herkesin anası, babası ya da yakını vardır. Musa'nın ise kimsesi yoktur. Tam yalnızlığın en ağır anında köylüleri gelir yanına. "Gariplik çekme diye geldik” diyerek Musa’yı uğurlarlar. İşte Anadolu'nun özeti bu cümledir.
Ve sonra yol başlar... Çorum'dan Sungurlu'ya, Çerikli'den Çankırı'ya, oradan Kastamonu'ya uzanan uzun ve meşakkatli bir yolculuk.
Bu uzun yolculuktan sonra Gölköy’e ulaşan çocuklar orada görevliler tarafından karşılanır. Ama burada bir terslik vardır. Öğrenciler okul bahçesinde, çevresinde ırgat gibi çalışmaktadırlar. Bu görüntü onların moralini bozar.
Yıllar sonra Musa Uysal, Yazar Muzaffer Gündoğar’a bu olayı şöyle anlatacaktır.
“Başımızda bizden büyük arkadaşımız Cemal Akbulut olduğu halde, Kastamonu’dan Gölköy Köy Enstitüsü’ne doğru yola çıktık. Okula aşacak tepeye vardığımızda, gördüklerimizle şaşırıp kaldık. Bizden önce gitmiş olanlar amele gibi çalışıyorlardı. Oysa biz, okumaya gelmiştik. “Dönelim,” dedik. “Çalıştıktan sonra babamızın bağı, bahçesi, tarlası ne güne duruyor. Gider orada çalışır, üstelik sıla özlemi de çekmeyiz.”
Cemal Akbulut önümüze geçerek: “Bakın,” dedi. Omzunu açıp, yara izini gösterdi. “İki yıldır İzmir’de hamallık yapıyorum. Bu da hamallık ipinin yarası… Biz okumaya, adam olmaya geldik. Geri dönmek yok. Gerektiği yerde amele gibi de çalışacağız ama okuyacağız” diye bizi yeniden okula yöneltti.
Okulu bitirdikten sonra Musa Uysal, idealist bir öğretmen olarak yurdumuzun birçok yörelerinde öğretmenlik yapar. Bildiklerini öğretir, bilmediklerini öğrenir. Ancak hayatı boyunca kendisine bu kutlu yolu açan o yürekli Kaymakamı hiç unutmaz.
Kendisine sahip çıkan kaymakama duyduğu minneti hep yüreğinde taşır. O Kaymakam’ın kim olduğunu, çocuklarını, torunlarını bulmak ister, teşekkür etmek ister, adını öğrenmek ister. Ama ömrü buna yetmez. Bu büyük eğitimci 2008 yılında hayata gözlerini yumar.
Musa Uysal’ın vefatından sonra çocukları Dr. Erol Uysal, Necla Uysal, Prof. Dr. Meral Uysal ve Leyla Alkaş için en büyük vasiyet, o zor günlerde babalarının elinden tutan, hayatını değiştiren Mecitözü Kaymakamının kim olduğunu bulmaktır. Vefa, babadan evlada miras kalan en asil, en katıksız duygudur. Onlar da babalarından kendilerine kalan bu mirası, yarım kalan araştırmayı tamamlamak için harekete geçerler.
Musa Uysal
Mecitözü Kaymakamlığı…(Eski hali ve restore edildikten sonra)
Musa Uysal ve Ailesi…