Türkiye garip bir ülke.

Bizde insanlar bazen yenemedikleri rakiplerini suçlar. Bazen kaybettikleri seçimi seçmene yüklerler. Bazen de ayrıldıkları partiyi “ahlaken temizlemeye” kalkarlar.

Şimdi yeni moda bu oldu. Ellerinde görünmez bir temizlik kovası. Dilinde “ahlak” türküsü. Sanki memlekette bütün musluklar dürüstlük akıtıyormuş da, bir tek Cumhuriyet Halk Partisi kirli kalmış…

İnsan ister istemez düşünüyor ve soruyor. Bu ülkenin en eski partisinin kapısına “Temizlik Görevlisi” tabelasını kim astı?.. Çünkü söz konusu olan yer, köy kahvesi değil. Bir seçim bürosu hiç değil. Burası, küllerin içinden Cumhuriyet çıkarmış insanların partisidir.

Sanmayın ki sıradan bir bina. Duvarlarında sürgünlerin gölgesi vardır. Koridorlarında idam sehpalarına yürüyen gençlerin ayak sesleri. Pencerelerinde Anadolu bozkırının esen rüzgârı. Bir tarafında yokluk… Bir tarafında savaş… Tam ortasında ise inatçı bir halk…

Şimdi çıkmış birileri, elinde ahlak süngeriyle çınarı ovalıyor. İnsanın aklına şu geliyor: 103 yıllık çınara çamaşır suyu dökerseniz. Ağacı temizlemezsiniz. Sadece köküne zarar verirsiniz. Ama mesele zaten temizlik değil.

Bazen insan, partiyi değil; kendi geçmişini silmeye çalışır. Çünkü siyasette en ağır yük, yenilgi değildir. İnsanın kendi aynasına bakmasıdır.

On üç seçim kaybet… Sonra dönüp partiyi sorgula… Bu biraz şuna benzemiyor mu? Kaptan gemiyi kayalıklara sürüklüyor… Sonra kıyıya çıkıp denizi suçluyor.

Üstelik memlekette insanlar yıllardır geçim derdinde… Emekli pazarda domates seçerken matematik profesörü oldu… Gençler bavul hazırlarken dünya coğrafyasını öğrendi… Millet kirayı düşünmekten romantizmi unuttu…

Fakat bakıyorsunuz, memleketin en büyük meselesi yine CHP’nin “ahlaki temizliği” olmuş. Büyük tesadüf…

Bu ülkede ne zaman iktidar sıkışsa… Bir yerlerden mutlaka CHP tartışması çıkar. Sanki memlekette ekonomi şahlanmış… Adalet Nobel almış. İşsizlik müzeye kaldırılmış da. Geriye bir tek CHP’nin ruh temizliği kalmış sanırım.

İnsan bazen gerçekten üzülüyor. Çünkü bazı kırgınlıklar yaşanır… Bazı ayrılıklar olur… Siyasette hesaplaşmalar da doğaldır… Fakat insan, kendi evine kızdı diye temeli dinamitlemez.

Hele söz konusu olan şey, Mustafa Kemal Atatürk’ün diktiği bir çınarsa. Orada biraz durup düşünmek gerekir. Zira bazı kurumlar kişilerden büyüktür. İnsan gider… Koltuk gider… Alkış gider… Makam gider… Fakat Cumhuriyet kalır. Ve en çok da bunu hazmedemez bazıları…

Çünkü çınarlar, gölgelerinde oturanlardan daha uzun yaşarlar.