SAZIM BENİM YOLDAŞIM

Ses dünyama babamın: “Eğlensin, oyalansın.”

Diyerek getirdiği, saz dedi: “Sen bir cansın!”

Komşumuz bir ağabey, bana saz dersi verdi.

Sazın sesiyle dünyam birden şenleniverdi.

Şimdi Aşık Veysel’in yolunu izliyordum.

Uyumlu çalmak için kendimi hayli yordum.

Acemice çalarak, önce ağrıttım çok baş.

Sazım ile anlaşmak günlerce süren uğraş.

O candan arkadaşım, gece gündüz elimde;

Nice türkü sözleri sazım ile dilimde.

Sabır ile çalıştım, uyumlu çıktı sesler;

Artık kırılıyordu çevremdeki kafesler

Bu karanlık dünyamın vardı iki boyutu;

Sessizlik ve seslilik, iki kapalı kutu…

Sessizlik boyutuysa, uçsuz bucaksız olan;

Ben ki, bu sonsuzlukta, kahrolarak kaybolan…

Sessiz ağıtlarıma, çekerek ben de perde;

Gizlerim okyanusta, dipsiz derinliklerde.

Sazım hem oyuncağım, vefalı arkadaşım.

Hem beni eğlendiren, hem de akan gözyaşım.

Zamanla geliştirdim, sazla türkü çalmayı;

Sonradan türkü ister olmuştu emmi, dayı.

SESLER DÜNYASI

Sesin ne olduğunu görenler sezemezler;

Görmez kadar bu işin gizini çözemezler.

İnsan seslerindeki bulunan ses perdesi;

Ne anlatır acaba bilinmez es perdesi?

Sesler bize sevgiyi, üzüntüyü, coşkuyu;

Şefkati, içtenliği, acımayı, kuşkuyu…

Anlatır sesler bize, kızgınlığı, övgüyü;

Usancı ve alayı, öfkeyi ve sövgüyü…

O seslerin içinde gizli cam kırıkları;

Hem saçma taneleri, sessiz hıçkırıkları…

Ve nice zehir gibi sözü söze ularsa;

Kulaklara fısıldar daha bilmem ne varsa?

Bir de çöl sıcağında, soğukça bir su gibi;

Ferahlatacak sesler, tatlı bir uyku gibi…

Açıkçası görmezin algılama dünyası;

Seslerden kuruludur, kuruludur en hası.

Bütün sessizliklerde kendimle konuşurum;

Beynimse yakın dostu buna gerekmez yorum.

Yalnızlık duvarımı kendimle konuşarak
Bozmaya çalışırım, yalnızlığı aşarak.

Duvarlar yanıt vermez, onlar kör ve sağırdır.

Görmezliğin havası kurşun gibi ağırdır.

DÜŞLER DÜNYASI

Bize özgü varsıllık düşünme, düşe dalma;

Önceden bilmiyordum, anla da geri kalma.

Düşünce genişliği, düşünce derinliği;

Yeni fark ediyorum ondaki dinginliği.

Dolaşıyorum beynin çıkmaz sokaklarında;

Bir çıkış arıyorum bugün de ve yarında.

Beynim ile kurduğum dostluğum kanatlanır;

Mutluluk ikliminde yüreğim umutlanır.

İklimin soğuk yüzü, ne bahar ne kış tanır;

Keskin bir hançer gibi yüreğime saplanır.

“Yaşama sevincini sakın yitirme!” Diyen;

Beynimdir, ardından da “Körsün, kabullen!” Diyen.

Su damlaları gibi, büyüyor düşünceler;

Eklenip birbirine, oluşuyor dereler.

Dereler ırmaklara, ırmaklar da denize;

Ulaşıp çokluk olur, büyük görünür bize.

Deniz oldukça temiz, hem derin, hem engindir;

Görmezin düş gücüyse, sınırsızca zengindir.

Rüzgar soluklarıyla, dalgalanır denizler,

İçindeki safrayı kıyılarda temizler.

Seslenir insanlara: “Al çöpünü, kirini;

Çöplük değiliz, almam bunların hiç birini!”

Düşünceye dalmak da bu beyin denizimin;

Beyin fırtınasıdır, hazırlanırsa zemin.

Bu fırtına içinde batmadan, boğulmadan;

Yaşayabilmek gerek, yitmeden, yok olmadan.

Karanlıklar dünyası bin bir tehlike dolu.

Dev dalgalar ve deprem, şaşırtır bana yolu.

Sonum ne olacaktır, sorusu yanıt bekler.

Olası bir depremse korkuma korku ekler.

Kafamı kapılara vurmaktan korkuyorum.

Çukurlara düşmekten, ırmaktan korkuyorum.

Gülünç olmaksa beni hem incitir, hem üzer;

Benim durumumdaki görmezler nasıl gezer?

(SÜRECEK)