Anadilimiz Türkçe.

Tapınma dilimiz Arapça…

Hukuk dilimiz biraz Arapça, biraz Farsça, biraz Türkçe…        

Bilim dilimiz, Anglomanca…

Yazın (edebiyat) dilimiz, Osmanlıca…

Ticaret dilimiz, özellikle de turizm dilimiz Uydurukça karışımı Anglomanca…

Konuşma dilimiz de (özellikle son 20 yıldır) Herşeyce…

Niye?

Çünkü kişilik, benlik, ilişkinlik (aidiyet) sorunlarımız var. Kavramları yerli yerine oturtamıyoruz, eğitim sorunlarımız var. Kavram kargaşaları yaşıyoruz.

Örneğin İslamiyet’le Araplaşmayı birbirine karıştırıyoruz.

Örneğin çağdaşlaşmakla yozlaşmayı; küreselleşmeyle, bağımsızlığı, birbirinden ayırt edemiyoruz.

Bu sapmalar, ulusal değerlerimizi ve kutsallarımızı yitirmemize en azından askıya almamıza neden oluyor.

Bu karmaşa içinde, dilimiz, elimizden kayıp gidiyor, ayırdına varamıyoruz.

Çünkü dilimize gereken özeni ve saygıyı göstermiyoruz.

Örnek mi verelim?

Verelim.

İşte size, 8 Şubat 2008 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanan 5728 sayılı yasadan birkaç örnek;

-1086 Sayılı Kanunun 313. maddesinde yapılan değişiklik:

 “… münkire aidiyetine karar verildiği takdirde, münkiri talep vukuunda, davanın teahhuru sebebiyle…”

 -1219 Sayılı Kanunun 26. maddesindeki değişiklik;

“…ahkamına tevfikan icrayı sanat salahiyeti… gayrıkabili şifa bir marazı aklı ile maluliyeti bilmauayene…”

 -1593 Sayılı Kanunun 294. maddesindeki değişiklik;

 “…sıhhat ve içtimai muavenet… seyrüseferine mümanaat olunur…”

 -1332 Sayılı Kanunun 33 maddesindeki değişiklik;

“Bilamüsade mecraların tarefeyn süddelerinde fetha ve mehaz küşat edenler ile süddeler üzerine tarik ihdas eyleyenler…”

*  *  *

Yukarıda yasa maddeleri, 1908 ya da 1948 yılında değil; günümüzden beş altı yıl önce hazırlanmış, bir yasanın değişen maddeleriyle ilgili hükümleri.

Şükrü Kızılot Hocamla ilintili olduğunu sandığım bu bilgileri, örüşümağından edindim. Bu bilgilerin altında, dört de soru vardı. Aynı soruları ben de sormak istiyorum.

1.Sizce yukarıda belirtilen yasa numaralarını okuyunca, ne ile ya da hangi yasa ile ilgili olduğunu anlayacak kaç milletvekili vardır?

2.Sizce, yasa maddelerini okuyunca, sözlük kullanmadan anlayabilecek kaç milletvekili vardır?

3.Yukarıdaki yasa numaralarına göre yasanın adını, maddelerini okuduğunda da ne demek istediğini anlayabilecek, T.C. vatandaşı sayısı, 86 milyonda kaç kişidir.

4.Daha da önemlisi, 2024 yılların Türkiye’sinde, yasa maddeleri niye böyle yazılıyor?

*  *  *

Son sorunun yanıtı, yazımın giriş bölümünde var.

İlk üç sorunun yanıtı da zaten herkesin bilineni. İşin o tarafına değinmek istemiyorum.

Balık baştan kokuyor.

Türk Devletinin dilinin Türkçe olduğu, Anayasanın, değiştirilmesi dahi önerilemeyecek maddeleri arasında yer alıyor. (Md.3)

Anadilimiz, aynı zamanda da devlet dilimiz Türkçe, ses bayrağımızdır. Ancak ses bayrağımız Türkçe, bizzat devlet tarafından ayaklar altına alınıp, paspas yapılıyor.

Türkçemizi, bizzat devlet adamları, yasa koyucular, aydınlar(!), hukukçular katlediyor.

Böyle bir şey olabilir mi?

Bunu başka ülkelerde, başka uluslarda yapamazsınız, yaptırmazlar.

Örneğin Fransa,  dili konusunda son derece duyarlıdır.

Dilinin kirlenmemesi için “dil gümrüğü” uygular. Diline yabancı bir sözcüğün girmesine ve karışmasına izin vermez. Dilinin kirlenmesine göz yummaz. Dilini, özenle korur. Başka dillerin boyunduruğuna sokmaz.

Pek çok konuda olduğu gibi, “dilin kirlenmesi ve kirletilmesi” karşısında sergilenen vurdumduymaz tavır da bize özgüdür.

Hep yazar, hep söylerim ya; Atatürk, çok değil 10 yıl daha yaşasaydı, tapınma dilimiz de hukuk dilimiz de bilim dilimiz de konuşma dilimiz de Türkçe olurdu.

Ve en önemlisi, bu ülkede Türkçe bilmeyen tek bir yurttaşımız kalmazdı.

Onun için diyorum ya; Atatürk’ün ardılları, rahmetlinin çeyreği bile olamaz diye…