Bir kraliçe düşünün…Truvalı Helen ile aynı çağda yaşamış…Günümüzden üç bin üç yüz yıl önce…Helen bir savaşı başlatmışken, O… barışı inşa etmiş…

Bir Kraliçe düşünün. Adı Puduhepa.

Dünyanın ilk barış anlaşması Kadeş’e mührünü vurmuş,

Kral ile ülkeyi birlikte yönetmiş ve dönemin şartlarında, ticareti geliştirmiş, toplumsal düzeni güçlendirmiş bir kraliçe…

Bugün O’nun iz bıraktığı topraklardayız.

Barışın söze döküldüğü, medeniyet tohumlarının ekildiği, tarihin geleceğe seslendiği bir kentteyiz. Barışın, kardeşliğin ve medeniyetin başkentine…Hoş geldiniz…

*

Bugün burada yalnızca bir zirve için değil, bir fikri, bir vizyonu ve geleceği birlikte inşa etmek için bir aradayız.

Bu topraklarda tarih boyunca onlarca medeniyet varlık gösterdi. Ve her yeniden doğuş bir öncekinden güç aldı. Kendini o temelin üzerine inşa etti.

Cumhuriyetimizin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk, 1923 İzmir İktisat Kongresinde çok net bir şey söyledi: Yoksulluk erdem değildir.

Aksine…Milletimizin kalkınması için üretmek, sanayileşmek ve güçlenmek zorundayız.

Ve Cumhuriyetle birlikte küllerinden yeniden doğan bu millet azimle, kararlılıkla, çalışkanlıkla kalkınma meşalesini yaktı. İlk yıllarda devlet öncülük etti, sanayi kuruldu. Temeller atıldı. Sonra…Özel sektör güçlenmeye başladı. Ama dünya ile bağ hala sınırlıydı.

*

Ve 1980’lere geldiğimizde…Türkiye çok önemli bir karar verdi. Dünyaya açılma kararı. 24 Ocak kararlarıyla birlikte Türkiye, kapalı bir ekonomiden üreten, rekabet eden ve dünyaya açılan bir ekonomiye dönüştü.

Anadolu’nun birçok şehrinde olduğu gibi…Çorum’da da sanayileşme büyük fabrikalarla değil, bir ihtiyaçla başladı.

1962 yılında….Bu şehirde bir un fabrikası kuruldu. Dönemin en modern tesislerinden biri…Yabancı bir teknolojiyle…Dışarıdan geldi. Ama sonra….

Türkiye zor bir dönemden geçti. 70’li yıllar…Siyasi kırılmalar…Darbeler…,Petrol krizi, ekonomik zorluklar…Ve dışa bağımlılığın zorladığı bir süreç…

Makinelerin durması riski ile karşı karşıya kalınca tesis, Çorumlu ustalar girdi devreye

Makinelerdeki aksaklıkları çözdüler. Ama sadece tamir etmediler…Sökerek öğrendiler…Öğrendiklerini ürettiler…Ve Çorum’da yerel ustalar….Üreten ustalar oldu.

Ve tam o dönemde…1980’le birlikte Türkiye dünyaya açıldı. Rekabet başladı. Ve Çorum…Hazırdı…

*

Un fabrikalarıyla, tuğla ocaklarıyla, ustaların emeğiyle büyüyen bu şehir…1980 sonrası

kendi üretim gücünü keşfetti. Ve işte o gün…Anadolu aslanları doğdu. Küçük işletmeler büyüdü…Üretim gelişti…Makine imalatı başladı…Ve artık…Çözüm üreten bir şehir vardı. Yerel ustalar birer sanayici oldu.

Ve bugün Çorum sadece Türkiye’ye değil, dünyaya üretim yapan bir sanayi kentine dönüştü. Bu öyle bir dönüşüm ki, bugün ülkemizde 81 il içinde en çok ihracat yapan ilk 10 şehirden biri Çorum.

“Çorum’un sanayi hikâyesi, bir fabrikanın değil… bir ortaklık ruhunun da hikâyesidir…

Bu hikaye yerelden başlayıp dünyaya açılan bir başarı hikayesidir.

Çorum’a bu gururu yaşatan, üretimiyle, emeğiyle, cesaretiyle ve köklerine olan bağlılığıyla bu kenti dünyaya taşıyan çok değerli sanayicilerimiz için bir alkış istiyorum.

Çorum’u en çok ihracat yapan kentler arasına çıkaran, zirvemizin de ev sahipliğini üstlenerek beni onurlandıran değerli iş insanımız Ahmet Ahlatcı ve zirvemizi destekleyen tüm iş insanlarımıza, bu yolda yürümemi her zaman destekleyen değerli eşime, çalışma arkadaşlarıma, katılımcılarımıza teşekkürlerimi sunuyorum.

*

Çünkü bu başarı, sadece rakamların değil…alın terinin, inancın ve azmin eseridir. Ve elbette bu hikaye sadece Çorum’un değil bir bölgenin hikayesi…Amasya, köklü geçmişi, tarımı ve üretim kültürüyle bu toprakların hafızası, Tokat, emeğin, direncin ve üretimin Anadolu’daki yansıması. Ve Samsun, Karadeniz’e açılan kapımız, bölgesel kalkınmamızın lokomotifi….

Ve biz, ORKASİFED, bu 4 ili bir araya getiren ortak bir iradenin temsilcileriyiz. Çünkü biliyoruz ki…Yerel kalkınma olmadan, ulusal kalkınma olmaz. TR83 Türkiye’nin kalkınma yolculuğunun en güçlü damarlarından biridir…..

Ve tam da bu yüzden…Bugün burada sadece geçmişi anlatmak için değil…

Geleceği yeniden tanımlamak için bir aradayız…

*

Dönüşen dünyada kalkınma artık insanı merkeze alan, rekabeti doğru yöneten, geleceği tasarlayan bir anlayıştır.

Eskiden kalkınma, daha çok üretmekti. Bugün kalkınma daha akıllı, daha verimli, daha sürdürülebilir üretmek. Eskiden kalkınma sadece ekonomik büyümeydi,

Bugün kalkınma insanın gelişimiyle, çevrenin korunmasıyla, toplumun güçlenmesiyle mümkün.

Eskiden rekabet maliyetle yapılırdı. Bugün rekabet bilgiyle, teknolojiyle ve iş birlikleri ile kazanılır. İşte tam da bu yüzden…Kalkınmayı yeniden tanımlıyoruz. Yeni tanımıyla kalkınma sadece büyümek değil, değer üretmektir. Sadece rekabet etmek değil, iş birliği kültürünü derinleştirerek birlikte güçlenmektir.

Altını çiziyorum iş birliği kültürünü…

Sadece bugünü kazanmak değil, geleceği inşa etmektir.

*

Bu anlayış, insan ile başlar…Rekabet ile güçlenir…Gelecek perspektifiyle yön bulur…

Medeniyet ile anlam kazanır…Çünkü üzerinde yaşadığımız kadim topraklar bize şunu öğretir: Bir milletin gerçek gücü sadece sahip oldukları değil…Köklü medeniyet hazinesinden gelir. Biz bu milletin gerçek gücünü, Kurtuluş Savaşı’nda gördük.

Ve şimdi bakın Hitit Güneşi’ne..Üç bin beş yüz yıl öncesinden bugüne ulaşan bir sembol. Ne anlatıyor bize? Bu sembol, birlikteliğin, dengenin, düzenin ve sürekliliğin simgesidir.

Çevresindeki her çizgi, dışa doğru uzanan her form, hareketi anlatır. Yayılmayı, etkiyi,

çoğalmayı anlatır. Gücün merkezde kalmadığını…Paylaşıldıkça büyüdüğünü anlatır. Ve işte bu yüzden…Hitit Güneşinden ilham aldık. Kalkınmanın 4 kulvarını Hitit medeniyeti ile anlamlandırdık.

Bugün, bu zirvede biz de bu dört kulvarda birlikte gelişeceğiz, birlikte güçleneceğiz.

*

Ve şimdi bu medeniyetin bize bıraktığı sembollerle ve doğayla kalkınmayı yeniden anlamlandıralım. Hititlerde boğa, bereketi, üretmeyi ve toprağa bağlı yaşamın sürekliliğini simgeleyen kutsal güçtür. Boğa gibidir insan….Gücünü gürültüden değil, köklerinden alır.

Ne ekerse onu büyütür.

İşte bu yüzden, kalkınmanın ilk adımı insanı güçlendirmektir.

Ama insan tek başına yetmez, gücün yön bulması için rekabet gerekir.

Hititlerde aslan gücü, cesareti, liderliği temsil eden hakimiyet sembolüdür…Rekabet aslan gibidir. Cesurdur, kararlıdır, yol açar, gücü sınar, potansiyeli ortaya çıkarır. Rekabet yıkmak için değil daha iyisini inşa etmek içindir.

Ve sonra, gelecek gelir. Gelecek karaca gibidir. Hititlerde karaca, zarafet, sezgi ve

yön bulma yetisiyle geleceğe uyum sağlayan dengeli yaşamı simgeler.

Gücünü göstermez karaca, hissettirir. Yolu zorla açmaz, yolunu bulur. Sessizdir ama yönünü asla kaybetmez. Gelecek, acele edenlerin değil, doğru zamanda adım atanlarındır…

Ve tüm bunların üzerinde medeniyet vardır.

Hititlerde çift başlı kartal, egemenlik sembolüdür.

Medeniyet çift başlı kartal gibidir.

Bir yüzü geçmişe bakar, bir yüzü geleceği görür.

Gücü değerle dengeler.

Yüksekten bakar ama köklerini unutmaz.

Medeniyet sadece ilerlemek değil, doğru yönde ilerlemektir.

İşte bu yüzden…İnsan üretir. Rekabet güçlendirir. Gelecek yön verir.

Ve medeniyet hepsine anlam verir.

Hiçbiri tek başına yeterli değildir…İnsan-Rekabet-Gelecek ve Medeniyet birlikte

kalkınmayı inşa ederler…

Bu topraklarda bir kraliçe savaşa değil,

barışa imza attı. Bugün biz de birlikte kalkınmaya imza atıyoruz.

Çünkü gelecek nesiller bizden daha iyisini temenni etmemizi beklemiyor. Daha iyisini yapmamızı bekliyor…

Yani, kalkınma, bir şehre umut, bir bölgeye güç, bir ülkeye yön ve geleceğe cesaret bırakabilmektir.

Muhabir: Haber Merkezi