ÇORUM HABER’in Kurucusu, Başyazarı ve Şirket Genel Müdürü, Çorum Gazeteciler Cemiyeti Onursal Başkanı Mehmet Yolyapar, Umut Radyo Genel Yayın Yönetmeni Meltem Danışman Çınar’la birlikte yaptıkları canlı “Çorum Güncesi” programında, bir soru üzerine, Çorum Belediyesi’nin, İspanya’nın San Sebastian kentinde düzenlenen gastronomi etkinliğine katılımı ile ilgili eleştirilere katılmadığını belirterek, “Çorum’un tanıtımı adına gösterilen her çaba değerlidir ve bu uğurda masraftan kaçınılmaması doğrudur” dedi.

Uzun yıllar gözlerden uzak kalmış zengin Çorum mutfağının son yıllarda göz önüne çıkmaya başladığını ve Belediye’nin UNESCO’ya “Gastronomi Şehri” unvanını almak için başvuruda bulunduğunu hatırlatan Mehmet Yolyapar, “Çorum, yıllarca hayalini kurduğumuz noktaya doğru ilerliyor; Barış kenti, sanayi kenti, kültür-sanat kenti, turizm kenti, eğitim ve sağlık kenti, spor kenti…Gastronomi kenti unvanını da buna eklediğimizde, Çorum artık bir dünya kenti olacak” diye konuştu.

Meltem Danışman Çınar’ın, Kadeş Barış Antlaşması’nın Akadça bir nüshasının bulunması ile ilgili sorusu üzerine de Yolyapar, Kadeş Barış Meydanı’nın açılmasına ve buraya Kadeş adının verilmesine ÇORUM HABER’in kamuoyu oluşturma yoluyla önayak olduğunu hatırlatarak, “Biz sürekli yazarken pek çok kimse önemsemiyordu, ama Kadeş Meydanı’nın Çorum için ne kadar hayati öneme sahip olduğunu şimdi herkes görüyor” ifadesini kullandı.

“SİZİN BELEDİYELER” DİYE SAVUNMAYA GEÇMENİN MANTIĞI YOK

Meltem Danışman Çınar, ülke gündemini meşgul eden “fon vurgunu” ile ilgili olarak da Yolyapar’ın görüşlerini sordu. Meslekte 57. yılını yaşayan Mehmet Yolyapar, bu skandalın, Borsa kayıpları ile birlikte 90 milyar dolarlık bir ekonomik kayıp anlamına geldiğini ve milyonlarca insanı olumsuz etkilediğini belirterek şu değerlendirmeyi yaptı:
“Bu, şimdiye kadar yaşanmış yolsuzlukların, hırsızlıkların çok daha ötesinde bir soygundur. Emeklileri açlık sınırın altında bir gelirle yaşamaya mahkûm eden, asgari ücretliyi inim inim inleten, çocuğunun beslenme çantasına bir dilim ekmek, bir dilim peynir, bir yumurta koyamayan annenin ıstırabına sebep olan, fakirden zengine kaynak aktarımının bir göstergesidir. Muhalif belediye başkanlarına yolsuzluk gerekçesiyle şafak operasyonları yapılırken, bu olayın sorumlusu siyasilerin iade ile yetinmeleri ise, açık bir çifte standarttır.”

“İktidar mahfillerinde, muhalefetin bu konudaki eleştirilerine karşılık, ‘sizin de belediye başkanlarınız çaldı’ anlamında cevaplar verilmesi, tek kelimeyle trajikomiktir. Bir kez, tutuklanan belediye başkanlarının yolsuzlukları kanıtlanmış değildir. Masumiyet karinesi çerçevesinde, suçu kanıtlanmamış herkesin suçsuz sayılması gerekir. Asıl, tutuksuz yargılanma esas iken yargısız infazlar hukukla bağdaşmamaktadır. Hakkında soruşturma açıldığını öğrenip yurt dışından ifade vermeye gelen şüphelilerin ‘kaçma şüphesi’ gerekçesiyle tutuklanmaları sorgulanmaya muhtaçtır.”

SOSYAL DEMOKRATLAR ŞAPKAYI ÖNLERİNE KOYUP DÜŞÜNMELİLER

“Ülkenin ana muhalefetini oluşturan sosyal demokratların, haksız ve hukuksuz bir saldırı altında bulundukları tartışma götürmez. Muhalif belediyeler merkezi hükümetten hak ettikleri kaynakları alamıyor ve doğal olarak gereken yatırımları yapmakta zorlanıyorlar. Sosyal belediyecilikle halk nezdindeki sempatilerini korumaya çalışıyorlar. Siyasi duruşu güçlü olmayan, karakteri zayıf veya defolu bir takım başkanlar, bu ‘hizmet’ gerekçesini de öne sürerek iktidar cenahına geçebiliyorlar. Merkezi hükümetin tutumu etik olmadığı gibi, bunların yaptıkları da milli iradeye ihanetten başka bir şey değil.”
“Bu noktada, sosyal demokratların da şapkayı önlerine koyup düşünmeleri gerekir, ‘Biz nerede hata yaptık?’ diye. Zira, yön duygusunu kaybetmiş bu insanları milletvekili adayı, belediye başkan adayı, belediye meclisi üye adayı olarak belirleyenlerin sorumlulukları da çok büyük. Yine, gelişmelerin sıcaklığı içinde göremediğimiz, bugün stratejik hata olarak ortaya çıkan bazı kararların da, hiç değilse ders niteliğinde sorgulanması gerekmez mi? Örneğin, Cumhurbaşkanı adayını seçime daha yıllar varken ilan edip, her türlü kumpasa, iftiraya, hile ve desiseye fırsat kapılarını aralamak gibi…”

“Ben yıllardır, milliyetçisiyle, muhafazakârıyla tüm demokratların, demokrasi ve hukukun üstünlüğü prensipleri etrafında birleşmeleri gerektiğini savunuyorum. Ekrem İmamoğlu olamayacaksa, Mansur Yavaş’ın demokrasi güçlerinin ortak adayı olması gerektiği görüşündeyim. Burada ana muhalefet Yeni Parti belirleyici bir işleve sahip. Dolayısıyla, emperyalizmin meşruiyet verdiği yapılanmaları aşarak gerçek demokrasiyi korumanın ya da parlamenter demokratik sistemi yeniden tesis etmenin sorumluluğunu herkesin idrak etmesi gerekiyor.”

Muhabir: Haber Merkezi