"Vicdanın Mahkemesi: Ahlaki Yaralanma"

Abone Ol

Meslek hayatım boyunca birçok insanın hayatına dokunma fırsatım oldu. Fark ettim ki bazı yaralar vardır; ne gözle görülür ne de bir filmde, tahlilde ortaya çıkar. İnsan yaşamına devam eder, görevini yapar, gülümser, hatta güçlü görünür. Ama içinde hiç susmayan bir ses vardır: "Acaba başka türlü davranabilir miydim?"

Son yıllarda psikoloji alanında daha sık konuşulan bir kavram var: Ahlaki yaralanma.

İlk bakışta yabancı gibi dursa da aslında hepimizin hayatına bir yerinden dokunuyor. Çünkü ahlaki yaralanma, insanın vicdanıyla yaşadığı çatışmadır. Bazen yaptığımız bir davranış, bazen de yapamadığımız bir şey yıllar boyunca zihnimizde yaşamaya devam eder. Çoğu zaman canımızı acıtan olayın kendisi değil, ona yüklediğimiz anlamdır.

Bu kavram bana her zaman Viktor Frankl'ın İnsanın Anlam Arayışı kitabını hatırlatır. Frankl, Nazi toplama kamplarında tarifsiz acılar yaşamasına rağmen, insanın elinden alınamayacak son özgürlüğünün yaşadıklarına yüklediği anlam olduğunu söyler. Bu cümle, yalnızca savaşın içindeki insanlar için değil, gündelik yaşamın yükünü omuzlarında taşıyan hepimiz için güçlü bir hatırlatmadır.

Bir öğretmenin "O öğrencime daha fazla ulaşabilseydim..." diye düşünmesi, bir sağlık çalışanının yetişemediği hastayı unutamaması, bir anne ya da babanın yıllar sonra söylediği "Keşke..." cümlesi... Bunların her biri vicdanın sessizce taşıdığı yükler olabilir.

Ne yazık ki bazen kendimize karşı çok acımasızız. Başkalarının hatalarını anlamaya çalışırken, kendi hatalarımızı affetmeyi bilmiyoruz. O günün koşullarını, elimizdeki imkânları, bilgi ve deneyimimizi unutuyor; geçmişteki kararlarımızı bugünün aklıyla yargılıyoruz.

Oysa yaşam, her zaman doğru ile yanlış arasında seçim yapmaktan ibaret değildir. Bazen iki zor seçenek arasında kalırız. Bazen elimizden geleni yaparız ama sonuç istediğimiz gibi olmaz. İşte tam da bu noktada vicdanımız bizi geliştiren bir pusula olmaktan çıkıp, bizi sürekli yargılayan bir hâkime dönüşebilir.

Ahlaki yaralanmanın iyileşmesi, yaşananları unutmakla başlamaz. Önce kendimize dürüstçe bakabilmek, sonra da kendimize biraz merhamet gösterebilmek gerekir. Çünkü vicdanın amacı bizi ömür boyu cezalandırmak değil, daha iyi bir insan olmamız için yol göstermektir.

Belki de bugün kendimize şu soruyu sormalıyız:

"Geçmişteki ben, o günün şartlarında elinden gelenin en iyisini yapmaya çalışmış olabilir mi?"

Bu soruya içtenlikle "Evet" diyebildiğimiz gün, vicdanımızın yükü hafiflemeye başlayacaktır. Çünkü insanı olgunlaştıran şey kusursuz olması değil; hatalarıyla yüzleşebilmesi, onlardan öğrenebilmesi ve yoluna daha güçlü devam edebilmesidir.

Bazen en derin yaralar görünmez. Ama en güçlü iyileşmeler de yine insanın içinde, vicdanıyla barıştığı yerde başlar.

"İnsan, başkalarını affettiğinde huzur bulur; kendini affettiğinde ise yeniden yaşamaya başlar. Çünkü vicdanın en güzel hükmü, merhamettir."