TULUMBA

Abone Ol

Devlet tulumbası… Su yerine nefes çeken, içinde ne hayat ne dua, yalnızca pas ve sükût… her seçim öncesi kuruyup her seçim sonrası şişen meçhul makine.

Köy meydanında unutulmuş esrarlı küp. Her seçim yaklaştıkça bir humma, bir telaş; tulumbanın başına üşüşürler. Oysa içi boş, kolu havada… Ne damla var ne bereket.

Millet yastık altında saklar dişini, tırnağını; dövizini, altınını. Tulumbacı başında bekler: “Verin, verin ki tulumba şenlensin.” Halk bozdurur, verir. Bir an için ses gelir küpten; sonra yine o meşum sükût.

Yetmez. Yetmez, mukadder yazılmış.

Sıra atadan yadigâr köprülere, devlet eliyle örülmüş yollara gelir. Satılık levhası asılır göklere uzanan çeliklere. “Ekonomi anlayışımız budur” derler, fetva okur gibi. Alın açık, yüz pak, gövde kabarık. Ne hicap var ne haya. Ar damarı çatlamış, çatlağa su değil, vebal sızar.

Köprü gider, otoyol devredilir.

Müşteri hazır, hesap meydanda: Yirmi beş yılda elli milyar dolar kâr. On beşi seçim kasasına ivedi, kalan otuz beşi ehline ikram. Geçiş ücreti bir gecede üçe katlanır. Her geçişte millet bir daha geçilir.

Fatura toruna yazılır; doğmamışa senet kesilir. Borç kefen gibidir: Evvela dar gelir, sonra alışırsın. Çıplaklık da öyle: Önce utanç unutulur, esvap terk edilir.

Üretmek? Kelime lugatta kalmış. Şimdi telaş-ı seçim var: “Bu gece lazım, bu sabah lazım!” Zihin şark kurnazında, kalp sandık hırsında. Hesap şaşmış, rakamlar birbirine girmiş, sıfırlar sadakatsiz.

Ve bir kez daha yıkılır düşünenin umduğu.

Yıkılmak da alışkanlık vesselâm. Alıştıkça enkaz bile aşina.