NEDEN HİÇ KİMSE FİKRİNİ DEĞİŞTİRMİYOR?

Abone Ol

Türkiye’de en çok sorulan ama en az dürüst cevap verilen sorulardan biri şu:
İnsanlar ne zaman siyasi fikrini değiştirir?

Kısa cevap şu:
Çoğu değiştirmez.

Çünkü bir insanın siyasi fikrini değiştirmesi, sadece bir parti tercihinden vazgeçmesi anlamına gelmez.
Kimliğini, aidiyetini, çevresini, hatta bazen geçim kaynağını sorgulaması anlamına gelir.

Ve insanların büyük çoğunluğu, gerçeği değil, ait olduğu yeri korumayı seçer.

Bunu anlamak için siyasete bile bakmaya gerek yok. Futbola bakmak yeterli…

Bir Fenerbahçeli düşünün. Takımı yıllarca şampiyon olamasın, yönetimi tartışılsın, hatalar ortada olsun…
Yine de ne der?
“Gene de Fener.”

Çünkü mesele başarı değil, aidiyettir.

Türkiye’de siyaset de tam olarak böyle işliyor.
Seçmenlerin önemli bir kısmı için oy vermek, bir değerlendirme değil; bir kimlik beyanıdır.

Bu yüzden “gerçekler neden kimseyi ikna etmiyor?” sorusu aslında yanlış bir sorudur.
Çünkü gerçekler, kimliğin önüne geçemez.

Peki herkes mi değişmez?
Hayır. Ama değişim, sanıldığı gibi bir haberle, bir veriyle, bir tartışmayla olmaz.

Toplum kabaca üç grupta toplanır ve her birinin değişme eşiği farklıdır.

Birinci grup, kimlik üzerinden hareket edenlerdir.
“Onlar gelirse din elden gider” diyenler.

Bu insanlar için siyaset, bir yönetim tercihi değil, varoluş meselesidir.
Oy vermek, bir partiye değil, bir kimliğe sadakat göstergesidir.

Bu grup ne zaman değişir?
Ancak korktuğu şeyin gerçekleşmediğini kendi gözleriyle gördüğünde…

Yani iktidar değişir, hayat devam eder, değerleri yok olmazsa…
Ama bu bir seçimde değil, çoğu zaman bir nesilde olur.

İkinci grup, çıkar üzerinden hareket edenlerdir.
Ranttan, ihaleden, sistemden beslenenler.

Onlar için siyaset bir inanç değil, bir yatırımdır.
Doğru kim kazanırsa değil, kim kazandırırsa odur.

Bu grup ne zaman değişir?
Kaybetmeye başladığında.

Ama dikkat edin:
En son onlar değişir.
Çünkü sistem çökerken bile, son ana kadar kazanmaya devam eden genellikle onlardır.

Üçüncü grup ise en kırılgan olanıdır:
Sosyal yardımlarla ayakta duranlar.

Bu insanlar için siyaset ideolojik bir mesele değil, hayatta kalma stratejisidir.
“Kim bana daha çok verir?” sorusu belirleyicidir.

Sanıldığı gibi “yardım kesilir” korkusuyla değil, “daha iyisi gelir mi?” umuduyla hareket ederler.

Bu yüzden değişmeleri mümkündür ama bir şartla:
Somut bir alternatif görmeleri gerekir.

Buraya kadar tablo net:
İnsanlar kolay kolay değişmez.

Peki neden?

Çünkü Türkiye’de siyasal kimlik, bireysel bir tercih değil, sosyal bir ağdır.
Aile, mahalle, iş çevresi, hatta evlilikler bile bu kimliğin etrafında şekillenir.

Bir insan “ben artık farklı düşünüyorum” dediğinde, sadece fikrini değil, çevresini de riske atar.

Bu yüzden çoğu insan gerçeği değiştirmek yerine, gerçeği yeniden yorumlamayı tercih eder.

Enflasyon vardır ama “dış güçler” yüzündendir.
Adaletsizlik vardır ama “daha kötüsü vardı” denir.

Gerçek inkâr edilmez; yeniden yazılır.

Peki hiç mi kırılma olmaz?

Olur. Ama üç şarttan biri gerçekleşirse:

Birincisi, büyük bir ekonomik ya da toplumsal travma.
İnsanların doğrudan hayatına dokunan, inkâr edilemeyecek bir kırılma.

İkincisi, aynı dili konuşan yeni bir alternatif…
Yani “başka bir takım” değil, “aynı takımın daha iyisi” gibi görünen bir seçenek.

Üçüncüsü ise zaman…
Bugünün seçmeni değişmeyebilir ama onun çocuğu değişebilir.

En gerçekçi dönüşüm yolu budur.

Sonuçta şu gerçekle yüzleşmek gerekiyor:

İnsanlar sandığımız kadar rasyonel değildir.
Önce ait olurlar, sonra o aidiyeti savunacak gerekçeler bulurlar.

Bu yüzden bir toplumu değiştirmek, ona daha fazla veri sunmakla değil,
daha güçlü bir aidiyet sunmakla mümkündür.

Belki de asıl soru şudur:

Bir insan gerçeği gördüğü için mi fikrini değiştirir,
yoksa kendini güvende hissettiği yeni bir yere ait olabildiği için mi?

Cevap rahatsız edici olabilir.

Ama gerçek değişim, tam da orada başlar.