MONARŞİYİ DİNLEYİP SUSMAK

Abone Ol

Bir yabancı diplomat, Türkiye'de neden rahatça "Cumhuriyet hatalıydı, monarşi gelsin" diyebiliyor da kimse ses çıkarmıyor?

Bu soru, yanıtlanması en kolay ve en ağır sorudur. Çünkü yanıtı, bir ülkenin öz saygısının bilançosudur.

1.

Antalya'da, bir siyasi partinin toplantısında, kürsüye çıkan o diplomat —ki kendisi dünyada sivillere karşı nükleer silah kullanmış olan ülkenin temsilcisidir— parmağını kaldırıp Hürmüz Boğazı üzerinden Çanakkale'yi, Boğazları işaret ediyor. Susuyoruz.

Kendi ülkesinde "ulus devlet" diye bir kavram yok da ondan mı bu pervasızlık? Yoksa buradaki suskunluktan beslendiği için mi?

Şunu unutmayalım:

Aynı zihniyet, dün başka coğrafyalarda monarşiyi, mandayı, himayeyi dayattı. Bugün sıra bize geldiğinde, kendi tarihimizden bir sahneyi önümüze çakıyorlar. Fütursuzca sahne çalmıyorlar; eski bir sahneyi, aynı akıbeti yeniden yaşayasınız diye önümüze koyuyorlar.

2.

Bu kadar pervasız konuşan bir diplomatın karşısında sessiz kalmak, nasıl bir teslimiyettir?

Monarşiyi bize salık veren, dün hangi gemilerle bu limana yanaşmıştı? Söylemiyorum. Herkes biliyor. Suskun olanlar da biliyor.

"Türk, Kürt, Arap, bir federasyon oluşturmalı" diyen bir diplomatın ağzından çıkanları papağan gibi tekrarlayanlar var. "Ulus devlet hatalıydı" diyenin sözünü, "Türk demeye korkuyoruz" diye içselleştiren bir siyaset var.

Yıllarca "Çanakkale'de bize yardıma gelenler Suriyelilerdi" masalını okuyanlar, şimdi aynı ağızlardan "monarşi iyidir" dersini alıyor.

Bir zamanlar "dış güçler bizi yıkmak istiyor" diye uyaranlar, şimdi o güçlerle aynı rotada yelken açıyorsa, bize ne demeli?

Onlar yürüyor, biz susuyoruz. Onlar parmak sallıyor, biz başka yere bakıyoruz.

3.

Söylemek istemiyorum. İsim vermek de istemiyorum.

Ama son K.Maraş'ta ortaokuldaki öğrenci saldırısı: 9 can kaybı, onlarca yaralı.

Her birimiz biliyoruz: Son beş yılda kaç çocuk kaç öğretmen okulunun koridorunda, sırasında, tuvaletinde hayatını kaybetti? Bunların hiçbiri "normal" değildi. Ama bir süre sonra "normal" zannedildi.

İşte monarşi zihniyeti tam olarak bu: Olağanüstü acıyı, olağan kılmak…

Bunun üzerinden bir ülkenin egemenliğine giden yolu anmaktan vazgeçmeyi tavsiye etmek.

Lider dese "haydi dört ayaküstünde yürü", yürüyen bir zihniyetin, okul morga döndüğünde bile itiraz edememesidir bu. Çünkü "liderin bir bildiği vardır" muhakkak. Aklı yok, beyni yok. Kula kulluk için hazırdır gayri.

Bir ülkenin geleceği, en güvenli olması gereken yerlerde, okul sıralarında vuruluyor, morglara dönüşüyorsa — kimse buna "normal" diyemez. Ama diyorlar. Diyenlere de ses çıkmıyor.

4.

Biz neyi bekliyoruz?

Anayasa'nın 6. maddesi ne diyor, onu bile unuttuk.

"Egemenlik, kayıtsız şartsız milletindir" hükmü, bir kâğıt parçasından ibaret değil. Türk milletinin var olma iradesinin beyanıdır, dünyaya ilanıdır, ihtarıdır.

Bir yabancı diplomat bu maddeyi çiğneyerek "monarşi gelsin" diyorsa, bu o diplomatın değil, onu dinleyip susanların ayıbıdır.

Monarşiyi bu ülkeye salık vermek, Cumhuriyet düşmanlığıdır. Türk düşmanlığıdır.

Birilerinin "dış güçler" diye korkuttuğu o güçler, şimdi size monarşiyi öneriyor. Samimi olup kendine gelmek varken, yürüyorsunuz birlikte.

5.

Ve şimdi en ağır cümleyi kuralım:

Bir yabancı, bu ülkede monarşi isteyebilir. Ama onu dinleyip susan bir millet, o monarşiyi hak eder.

Hak etmiyoruz.

Hâlâ hak etmiyoruz.

Bunu haykıramayanlar, bizi dünyanın marabalarının doldurulduğu o trenin yolcusu kılıyor. Başımızı döndürüyorlar, zihnimizi taşlıyorlar. Biz hâlâ bunun farkında değil miyiz?

Gökten meteor yağsa bile pusulasını elinden bırakmayan bir ruh vardır bu millette.

Millî günlerini yalnızca anmakla kalmayıp idrak eden o bilinç, rotasını yıldızlardan alan kaptanlar gibidir.

Bizi beklenen geleceğe taşıyacak olan işte o iradedir. Aksini önerenlere suskun kalan rengini yitirmiş esir iradeler değil.

"Olmuş bitmiş" diyerek acıları sıradanlaştırmak, fırtınayı "geçer" diye küçümsemek gibidir. Oysa bazı fırtınalar geçmez, yön değiştirir.

Anma ve idrak günlerini iptal etmek ise yalnızca bir günü silmek değil, pusulayı kırmaktır. Bu da, monarşiyi ufuk diye sunanların rüzgârına kapılmaktan başka bir anlam taşımaz.

SON SÖZ

Susmayalım.

Sormaya devam edelim:

Bir yabancı, bu ülkede monarşi isteyebilir. Ama onu dinleyip susan bir millet, o monarşiyi hak eder.

Hak etmiyoruz.

Hâlâ hak etmiyoruz.

Ve hak etmeyeceğiz.