Bu coğrafyadaki kavga yeni başlamadı, bin yıldır devam ediyor aslında. Bugün yaşananları kavrayabilmek için bu coğrafyada bin yıl önce başlatılan ve halen devam eden kavganın kökenlerini bilmek gerekir.
v Bu kavga, aklı esas alan İbn-i Rüşt ile, pozitif bilimleri ve felsefeyi reddeden Gazali arasında bin yıl önce başladı.
v Bu kavga, ilk matbaanın Avrupa'da 1450'lerde yaygınlaşması üzerine bunu Osmanlı’ya da birkaç yıl sonra getirmek isteyenlerle, “hattatlar işsiz kalır” korkusuyla ancak 1727'de, yani yaklaşık 270 yıl sonra -o da yalnızca sözlük basımı için- izin verenlerin kavgasıdır.
v Bu kavga, resmi yasaklayan anlayışa rağmen ilk kez kendi portresini yaptıran Fatih Sultan Mehmet ile, onun resmini günah diye kaldıran oğlu II. Bayezid’in kavgasıdır.
v Bu kavga, dönemin en modern rasathanesini yapan Takiyüddin ile, bu rasathaneyi, günah sayarak bombalatan Kadızadeliler’in kavgasıdır.
v Bu kavga Osmanlı’da kanat takıp Galata Kulesi’nden atladıktan sonra uçarak İstanbul Boğazı’nı geçip Doğancılar Meydanı’na inen Hezarfen Ahmed Çelebi ile, “Bu insan pek korkulacak biridir. Her şey elinden geliyor. Böyle kimselerin bekası caiz değildir." diyerek ve ulemanın “Allah insanın uçmasını isteseydi kanat takardı” sözü üzerine onu Cezayir’e sürgün eden IV. Murat’ın kavgasıdır.
v Bu kavga 1633’te barut macunundan yaptığı 7 kollu roketle uçma denemesi yapan Lagari Hasan Çelebi ile onun yaptığı bu iş hoşlarına gitmeyen ulema sınıfının baskısıyla Kırım’a sürgün eden IV. Murat’ın kavgasıdır.
v Bu kavga, “Türkiye’de ilk çağdaşlaşma atılımını başlatan sultan II. Mahmut ile ona “Gâvur Padişah” diyenlerin kavgasıdır.
v Bu kavga III. Selim’in kurduğu modern ordu ile, bu ordu Yeniçerilerin çıkarlarına dokunduğu için Kabakçı Mustafa İsyanı ile dağıtılarak padişahı feci şekilde katledenlerin kavgasıdır.
v Bu kavga, Türkiye’de modern eğitimin öncülerinden Şemsi Efendi ile onun Selanik’te açtığı okuluna baskın düzenleyerek “gâvur icadı” olarak gördükleri ders araçlarını sokaklara fırlatanların kavgasıdır.
v Bu kavga 1876'da ilk Anayasayı (Kanun-i Esasi) hazırlayıp ilan ederek Meclis-i Mebusan’ın açılmasını sağlayanlarla, bu meclisi "devletin selameti" bahane edilerek kapatıp 30 yıllık bir istibdat dönemini başlatan II. Abdulhamit arasındaki kavgadır.
v Bu kavga, Tanzimat’la başlatılan çağdaşlaşma sürecini devam ettiren irade ile bu iradeye başkaldırı olan 31 Mart olayını başlatan Derviş Vahdeti grubunun kavgasıdır.
v Bu kavga, Kurtuluş Savaşı’nın önderi Mustafa Kemal Paşa ile emperyalist güçlerle iş birliği içindeki Damat Feritlerin, Gazi’ye ölüm fetvası veren Şeyhülislam Mustafa Sabri ile Gazi’nin safındaki Ankara müftüsü Börekçizade’nin kavgasıdır.
v Bu kavga Osmanlı’nın küllerinden çağdaş bir ülke yaratmak üzere cumhuriyeti kuran ve devrimleri gerçekleştiren Gazi Mustafa Kemal Atatürk ile taassuptan nemalananların çıkarlarını yeniden elde etmek isteyen karşı devrimcilerin kavgasıdır.
v Bu kavga cumhuriyetten yana olanlarla hilafet ve hanedan taraftarlarının kavgasıdır.
v Bu kavga yalnızca Allah’a kul olmak isteyenlerle, padişahın kulu olmak isteyenlerin kavgasıdır.
v Bu kavga, Menemen’de katledilen Kubilay ile onu katleden Derviş Mehmetlerin kavgasıdır.
v Bu kavga, ”hayatta en hakiki yol göstericinin bilim ve akıl” olduğuna inananlarla, kurtuluşu akıl dışı yollarda, tarikatlarda ve şeyhlerde arayanların kavgasıdır.
v Bu kavga, “fikri hür vicdanı hür, irfanı hür” kuşak yetiştirmek isteyenlerle itaatkâr kullar yetiştirmek isteyenlerin kavgasıdır.
Batı, 15. asırda yaşadığı Rönesans’ın ardından gelen bilimsel ve aydınlanma devrimleriyle kavgayı çoktan bitirdi. Ancak bu kavga bizim coğrafyamızda bitmedi, bitmeyecek gibi de görülüyor. Yüce Tanrı bir ülkeye her dara düştüğünde yeni bir Atatürk göndermez. Bu kavganın kazanılmasının tek yolu da toplumu eğitmekten ve aydınlatmaktan geçiyor.
Yukarıdaki yazının önemli bir bölümünü Prof. Dr. İsa Eşme’nin yazısından aldım. Sonra da buna eklemeler yaparak biraz daha genişletip ülkemizde yüzlerce yıldır süregelen bu kavganın taraflarını hep birlikte iyi tanıyalım ve gerçek anlamda çağdaş bir eğitim anlayışının ne kadar değerli olduğunu bilelim istedim. Umarım başarılı olmuşumdur.
DÜŞÜNEN SÖZLER:
· Aydınlanma, kişinin kendi aklını kullanmaya cesaret etmesidir. KANT
· Bağnazlık, dört çeşittir: Cehaletten doğan bağnazlık, menfaatten doğan bağnazlık, alışkanlıklardan doğan bağnazlık ve korkudan doğan bağnazlık. W. VAN LOON
· En büyük cezaevi; taş duvarların ya da demir parmaklıkların değil, insan kafasının içidir. LA-VELACE
· İnsanoğlu, yabancısı olduğu şeyi “barbarca”, kendi aklına uyduramadığı şeyi “akıl dışı” diye tanımlar. F. NİETZSCHE
· Aldanma cahilin kuru lafına,
Kültürsüz insanın külü yalandır.
Hükmetse dünyanın her tarafına,
Arzusu, hedefi, yolu yalandır. ÂŞIK VEYSEL