"Mevsimler yalnızca gökyüzünde değişmez. Bazen tek bir insan, bir ömrün mevsimini değiştirebilir."
*
Mevsimler sessizce gelir. Önce bir rüzgâr eser, sonra gökyüzünün rengi değişir. İnsan da böyledir. Bazen tek bir söz, tek bir bakış, tek bir karşılaşma içimizde yeni bir mevsim başlatır.
Belki de bu yüzden deriz ki:
İnsan, insanın iklimidir.
İklim, yalnızca havanın durumu değildir. Bir coğrafyanın karakteridir. Toprağın neyi yetiştireceğini, ağacın nasıl büyüyeceğini, çiçeğin ne zaman açacağını belirleyen görünmez bir dengedir. Yaşamın ritmini sessizce şekillendirir.
İnsan da böyledir. İçinde yaşadığı ilişkilerin ikliminde yeşerir ya da solar. Bir çocuğun cesareti, anne babasının bakışlarında filizlenir. Bir öğrencinin özgüveni, öğretmeninin ona duyduğu güvenle güçlenir. Bazen içten söylenmiş bir "Sana inanıyorum." cümlesi, yıllarca unutulmayacak bir iz bırakır.
Psikoloji bize önemli bir gerçeği hatırlatır: Duygular bulaşıcıdır. Kaygı bulaşır, öfke bulaşır; ama umut da bulaşır, nezaket de… Gün içinde kurduğumuz her cümle, gösterdiğimiz her ilgi ya da her ihmal, fark etmeden bir başkasının iç dünyasında yankı bulur.
Belki de bu yüzden, iyi bir toplum yalnızca iyi insanların bir araya gelmesiyle değil, birbirine iyi gelen insanların çoğalmasıyla kurulur.
Yaşadığımız şehirler de bu iklimin aynasıdır. Bir şehri yalnızca yolları, parkları ya da binaları güzelleştirmez. İnsanların birbirine gösterdiği saygı, güven ve nezaket o şehrin gerçek iklimini oluşturur. Çocukların güvenle oynayabildiği, yaşlıların selamla karşılandığı, komşuların birbirini tanıdığı şehirler sadece yaşanacak yerler değil; ait hissedilecek yuvalardır.
Şimdi yaz mevsiminin eşiğindeyiz. Bir eğitim öğretim yılı daha geride kaldı. Çocuklar, gençler, öğretmenler ve aileler uzun bir maratonu tamamladı. Hepimiz biraz yorulduk; belki biraz da büyüdük.
Yaz tatili, yalnızca okulların kapanması değildir. Aynı zamanda hayatın bize verdiği küçük ama kıymetli bir moladır. Kendimizi yeniden duyabilmek, ilişkilerimizi gözden geçirmek, ihmal ettiğimiz duygularımıza yeniden dokunabilmek için bir fırsattır.
Doğa bunu her yıl sessizce öğretir. Ağaçlar büyürken de dinlenir. Toprak, yeniden ürün verebilmek için kendini yeniler. Mevsimler birbirini acele etmeden takip eder. İnsan da böyledir. Sürekli yetişmeye çalışırken bazen kendi ruhunu geride bırakır.
Belki bu yaz biraz yavaşlamanın zamanıdır.
Bir kitabın sayfalarında kendimizi bulmanın…
Çocuklarımızı gerçekten dinlemenin…
Anne babamızla uzun bir çay sohbeti yapmanın…
Dostlarımızla kahkahayı paylaşmanın…
Gökyüzüne bakacak kadar durmanın…
Ve uzun zamandır ihmal ettiğimiz kendimizle yeniden tanışmanın…
Çünkü başkalarına huzur verebilmek için önce kendi içimizde huzuru büyütmemiz gerekir. Kendi iç iklimini onaramayan bir insanın başkasına bahar olması kolay değildir.
Belki bu yaz yeni bir şehre gitmeyeceğiz. Büyük planlar da yapmayacağız. Ama belki yıllardır uğramadığımız içimize küçük bir yolculuk yapacağız. Çünkü insan bazen en uzun yolu, kendine giderken yürür.
Bu yaz sadece bedenimizi değil, ruhumuzu da dinlendirelim. Sadece bavullarımızı değil, omuzlarımızdaki görünmez yükleri de hafifletelim. Affedebiliyorsak affedelim. Konuşabiliyorsak konuşalım. Dinleyebiliyorsak gerçekten dinleyelim.
Belki dünyayı tek başımıza değiştiremeyiz.
Ama bir insanın iklimini değiştirebiliriz.
Bazen bunun için içten bir tebessüm, samimi bir selam, yargılamadan dinleyen bir yürek yeter.
Çünkü insan, önce kendi içinde baharı büyütür; sonra onu başkalarının hayatına taşır.
Ve unutmayalım…
İnsan, insanın iklimidir.