İBRETLİK BİR HIRSIZLIK OLAYI

Abone Ol

Market çalışanlarının polise şikayet etmesi üzerine yakalanan çocuk, ertesi gün hakim karşısına çıkarılır. Hakim, karar vermeden önce çocuğa bakarak

“Niçin Çaldın?” diye sormuş.

Çocuk : Açtım, ekmeğe ihtiyacım vardı.

Hakim : O ekmeği çalacağına bir ekmek alamadın mı?

Çocuk : Hayır çünkü bir ekmek satın alacak param yoktu. Hakim : Ailenden bir ekmek parası isteyebilirdin,

Çocuk : Annem ile beraber yaşıyoruz. Annem hem hasta hem de işsiz. Evde yiyecek kalmadığından biraz ekmek ve peynir çalmaya kalkıştım.

Hakim : Peki sen çalışıyor musun?

Çocuk : Yıkamacıda çalışıyordum. Ama annem hastalanınca ona bakacak kimse olmadığından ona hizmet etmek için izin istedim. Bu yüzden işten kovuldum.

Hakim : Peki size yardım edecek akrabanız yok mu?

Çocuk : Her sabah evden çıkıp iş arıyorum. Eleman arayan işyerleri ile iletişime geçtim ama iş veren olmadı. En sonunda ben de hırsızlık yapmaya karar verdim.

Çocuğun savunmasının ardından salondaki herkes hakimin vereceği kararı bekler. Hakim, meraklı bakışlar arasında orada bulunan herkesi şaşırtan kararını açıklamaya başlar.

“Hırsızlık, özellikle de bir ekmek çalmak gerçekten utanç verici bir suçtur.

İşte bu salonda bulunan ve bulunmayan herkes bu çocuğun suçundan sorumluyuz. Biz dahil…”

Salonda bulunanlar daha da şaşırmıştı. Hakim sözlerine devam etti: “O zaman mahkeme heyetini 10 Dolar ile cezalandırıyorum. Herkes bu çocuğa 10 dolar verecek. ”

Market sahibine Bakan Hakim, çocuğa ihtiyacı kadar ekmek vermeyen markete çocuğa verilmek üzere 1000 dolar para cezası verir.

Karar sonrası gözyaşları içinde ağlayan çocukla beraber şu sözleri söyleyen hakim gözyaşları içerisinde salonu terk eder:

“Bir birey sadece karnını doyurmak için ekmek çalarken yakalanıyorsa, bu durumdan hem toplum, hem de devlet utanmalıdır.”

Hakimin, gerekçeli kararda belirttiği, “Çalmak, özellikle de temel ihtiyaç olan ekmeği çalmak çok ama çok utanç verici bir suçtur. Bu suçtan hepimiz sorumluyuz” ifadeleri şimdi bile okuyanları ağlatmaya yeter. (Internetten alıntı)

RUBAİLER / YILMAZ KARAKOYUNLU

Klasik Doğu edebiyatının dikkat çeken özelliklerinden biri de uzun manzumeler halinde söylenebilecek sözlerin, hem anlam, hem ahenk yoğunluğuyla kısa kalıplar içinde ifade edilebilmesidir.

Rubai daha çok tefekkür (düşünce) şiiri olarak bilinir, hikmet söyleme sanatı olarak kabul edilir. Kalbin hissettiği yoğun duygular, zihnin daldığı derin düşünceler, aklın çözemediği sırlar, varlık ve yokluk, hayat ve ölüm temaları rubai formunun dört mısralık çerçevesi içinde ustalıkla işlenmiştir.

(Kızım Zeynep’e)

Her lahzada sevgin bana dünyaya bedel,

Yaldızlı saraylardaki rüyaya bedel,

Lafzın seni tarif edecek ölçüsü yok,

Bir katresin amma koca deryaya bedel…

(Yılmaz Karakoyunlu)

*

Değmez bu ömür boş yere feryada gönül,

Gelmez o güzel günleri hiç yâda gönül,

Artık çekilip gitmede ömrün güneşi,

Bir sen kalacaksın bana dünyada gönül..

(Yılmaz Karakoyunlu)

*

Gönlümüzden yüzlerce sevdalı gelip geçti,

Kimi zırha büründü, kimisi delip geçti,

İz bırakmış kim varsa şu çileli gönlümde,

O altın bakışlı kız hepsini delip geçti…

(Yılmaz Karakoyunlu)

*

Bir kor yakar içini, bir tas dolu kül kalır,

Bahçen târümâr olur, belki de bir gül kalır,

Sonu gelmez çilenin tam dolduğu zamanda,

Başı sevda rüzgarı, yorgun bir gönül kalır…    

(Yılmaz Karakoyunlu)

*

Bir dörtlük de benden…

Hayyam dedi “Mehmet Rubaiye devam et,

Çocuğum onlar benim, hepsinde var bir hikmet,

Roman uçuk hayaldir, yaşanmamış hayattır,

Fazla söze ne hacet, dörtlüktedir muhabbet…

26 Şubat 2025