HER ŞEYE RAĞMEN

Abone Ol

Türkiye Cumhuriyeti Devleti, yoktan var olmanın örneğidir.

Köylerde yol yoktu.

Okul yoktu.

Ülkede fabrika yoktu.

On üç milyon nüfusun yarısı salgın hastalıklarla boğuşur dururdu.

Doktor, hemşire yoktu.

Bu durumda bile bir araya gelindi.

Devlet kuruldu.

Yoklukla, yoksunlukla, acılarla kuruldu.

Kurtuluş, kuruluş yıllarında içimizi acıtan olaylar da oldu.

Mustafa Suphi ve arkadaşlarının acısı Karadeniz'de kaldı, Dersimlilerin acısı dört dağ içinde kaldı.

Şeyh Sait isyanı ile Cumhuriyet'in yumuşak karnı, kara deliği oluştu.

Devletin kuruluş döneminde Kürt halkı adına söz söyleyenler, egemen toprak ağalarıydı, tarikat şeyhleriydi. Yüz yıllık Cumhuriyet, bugün bile sorunlu ise, belini doğrultamıyorsa bu ortaçağ kurumlarının varlığının yaşaması yüzündendir.

Bugün bile Güneydoğu'da, Doğu'da sandıktan çıkıp gelenlerin çoğu ya toprak ağası ya da şeyhin, melenin elini öpen, icazet alan birileridir.

Şeyh Saitlerle masaya oturulması halinde, o masanın devrilme olasılığı yüksekti.

Gerçek olan şu ki çağdışı kurum temsilcileri ile çağdaş devlet kurtulamaz(dı).

O gün mükemmeli bulamadıkları için mümkün olanla yetinildi. Türkiye Cumhuriyeti Devleti kuruldu.

Şeriat yönetimi isteyen Şeyh Sait kurucu önderler arasında olsaydı, Cumhuriyet'in şu özellikleri olmazdı;

Laiklik olmazdı.

Sosyal devlete kapı aralayan halkçılık olmazdı,

Sınırlı da olsa etkinliği olabilen devrimcilerin yaşam alanı olmazdı,

Sosyal, ekonomik yaşamın içinde kadın olmazdı...

Ankara'da Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi'nin şafağında K. Atatürk'ün "Hayatta en hakiki mürşit ilimdir." özdeyişi yer almazdı.

Türkiye Cumhuriyeti Devleti kuruldu. Mümkün olanlarla kuruldu.

Uygar bir devlet olma yolunda taş üstüne taş konuldu.

Demir ağlarla örüldü ülke, fabrikalar, hastaneler yapıldı, okullar açıldı. Kadınlara seçme, seçilme hakkı tanındı. Atatürk sonrasında da sürdü çaba. Anayasa Mahkemesi kuruldu, işçilere sendika kurma, grev hakları tanındı...

Anayasa; çağdaş ölçülerle yazıldı, kabul edildi.

Demokratik,

Laik,

Sosyal,

Hukuk devleti haritası çizildi.

Sonra ne mi oldu?

Karşı devrimci iktidarlar eliyle, verilenler ya geri alındı, ya da sulandırıldı. Emperyalizmin örgütlediği ırkçı, gerici işbirlikçiler, ağalar, tarikat örgütlenmeleri emperyalizmin güdümünde yol yürüdü.

Toprağında yetişen ürünlerle doyan halkın yarısından çoğu açlık sınırının altında yaşar hale getirildi.

Köyler şehirlere aktı. Şehirler, şehirköy oldu. Üretim yapılamaz oldu tarlada.

Buğday Rusya'dan, ayçiçek yağı Ukrayna'dan, Mercimek Hindistan'dan, nohut Kanada'dan...

Ekmek elden, su gölden.

Karanlığın elindeki en etkili keskin silah cehalettir.

Ortadan ikiye bölündü halk.

Değerli dostum Tokatlı Kadir Bekgöz Facebook sayfasında, bizleri de yanına alıp söyleşe söyleşe umuda yolculuğa çıkıyor. Yüreğimize su serpiyor:

"(...) Yani hısım, yıllarca çok uğraşıyorlar ama bu kadim topraklarda kin ve nefret yeşermez.

Her şeye rağmen, kardeşçe sevgi yeşerecektir.(...)"