Hekimliğe Adanmış Bir Asır: Dr. Rifat Patır’ın Ardından

Abone Ol

Dr. Rifat Patır’ın vefatı, yalnızca Çorum’u ve Çorum’lu hekimleri değil, Türkiye ve tüm Türk tıp camiasını derinden üzdü. 102 yıllık ömrüne sayısız hatıra, tecrübe ve insan sevgisi sığdıran böylesine kıymetli bir hekimi kaybetmek beni derinden sarstı.

Sadece Dr. Rifat Patır’ı değil, 40 senelik üst komşumuz ve yıllarca tedavisini yaptığım bir hastam olarak Rıfat amcamı kaybetmenin verdiği üzüntümü sizlerle paylaşmak isterim.

Çorum’a 1985 yılında geldik ve ben 6 yaşındayken 1987 yılında Bahçelievler 1. Sokakta kütüphanenin yanında yapılan Patır apartmanına taşındık. Rifat amca o zamandır üst komşumuzdu. 90’lı yıllarda 3 erkek kardeş her gün evin içinde top oynayıp gürültü yaparken annem kendisinden gürültü nedeniyle özür diler, o ise her seferinde ‘çocuk onlar, ben rahatsız olmuyorum’ diyerek geçiştirirdi. Maç yayınlarının şifreli kanallara geçtiği yıllarda çok az kişi evinde futbol maçlarını izlerdi ve bunlardan biri de Rifat amcaydı. Beşiktaş maçlarında kapısını çalar, ben de onunla birlikte maç izlerdim. Çocuk halimle başkasının evinde olmaktan utanırdım. Rifat amca bunu hisseder ve evdeki şeylerden yemem için bana ikram ederdi.

Evin salonunda pencerenin yanında Pirbaba çamlığını görebilmek için yerden yüksek bir platform yaptırmıştı. Pencerenin yanında oturduğu çok rahat gözüken ama her daim gıcırdayan koltuğuyla onu o köşede mutlulukla hatırlıyorum. O koltuğun gıcırtısı yıllar boyunca hiçbir zaman bitmedi. Son yıllarda İstanbul’dan Çorum’a gelişlerimde evde yatarken gece yarıları üst daireden yine o koltuğun sesini duyar ve Rifat amcanın o gece neden uyuyamadığını merak ederdim.

Apartmanda her karşılaştığımızda babam kendisine büyük saygı ve hürmet gösterirdi ve çocuk aklımla bunu pek anlayamazdım. Sonra ben de bir hekim olunca aslında hekimlik mesleğinin etik ve saygı kuralları gereği bunun bir meslek büyüğüne gösterilen hürmetin eseri olduğunu anladım. Bu benim meslek yaşantımda da bana örnek oldu. Hocalarıma ve meslek büyüklerime her zaman büyük saygı gösterdim ve onların hiçbir isteğini geri çevirmedim.

Yine 90’lı yıllarda Rifat amcanın ’Kartal Yuvası’nı ilk ziyaretimde ne kadar etkilendiğimi hatırlıyorum. Onun Japonya’da gülerken çektirdiği çok sempatik bir resmi duvarda asılıydı. O zaman Çorum’dan Ankara’ya gitmek bile benim gibi bir çocuk için dünyanın en zor işlerinden biri gibi gözükürken, Rifat amca Çorum’dan kalkıp taa Japonya’ya gitmişti. O zamanki bu vizyonunun ve maceraperestliğinin beni derinden etkilediğini hatırlıyorum.

Çocukluğumun kahramanlarından olan Rifat amcanın göz rahatsızlığı nedeniyle, Hitit Üniversitesi Hastanesinde çalıştığım yıllarda birkaç yıl tedavisiyle ilgilendim. Her gelişinde naifliği ve zarafetiyle sessizce oturup beklerdi. Her geldiğinde polikliniğimin önünde bekleyen hastalar onu tanır, ellerini öper, kimi babasını, kimi oğlunu onun kurtardığını anlatırdı. Bu durumun onu çok mutlu ettiğini hatırlıyorum. Herhalde bir hekim için en büyük mutluluk kaynağı, bir hastasının kendisinin tedavisi vesilesiyle iyileşip ona şükranlarını sunması ve dua etmesidir.

Çorum’da Tabip Odası Başkanlığı yaptığım yıllarda O’nu Hitit Üniversitesi Tıp Fakültesi öğrencileri ile buluşturdum. Organizasyonun adı ’Çınarlar ve Fidanlar’ idi. Dr. Mehmet Çağlar ve Dr. Şükrü Tokatlıoğlu ile birlikte gençlerle beraber olup hatıralarını anlatması onu ve orda bulunan herkesi çok mutlu etmişti. Yüzündeki o içten gülümsemeyi hala güzellikle hatırlıyorum. Orada tıp öğrencilerine; kendisine gelen her hastanın sözünü kesmeden sonuna kadar dinlediğini anlatmıştı. Bu zarif tavrı beni öylesine etkiledi ki, aslında derdine derman arayan bir insanı ilaçla ya da cerrahiyle tedavi edemesem bile sadece dinleyerek iyileştirebileceğimi bana öğretmiş oldu. Hala lafı bazen çok uzatan bir hastama müdahale etmeye kalkacağım zaman Rifat amcanın bu zarafeti aklıma gelir ve susar, dinlemeye devam ederim.

Bir arkadaşım Çorum sağlık tarihini oluşturmaya çalışırken benden yardım istemiş, kendisiyle yıllar önce bir röportaj yapmıştım. 1949 İstanbul Tıp Fakültesi mezunu olduğunu, 1950’lerin sonunda Mardin Savur’da hükümet tabibiyken o zamanki belediye başkanı Baha Bey’in (bugünki Bahabey caddesinin ismi ondan hatıradır) kendisini Çorum’a getirttiğini ve geldiğinde Çorum’da sadece iki hekim olduğundan bahsetmişti. O konuşmada benim ve onun en üzüldüğü şeyin tıp fakültesinden birlikte mezun olduğu hiçbir devre arkadaşının artık hayatta olmadığını söylemesi olduğunu hatırlıyorum. Yetiştirdiğim tıp öğrencilerine bunu zaman zaman anlatır, en değerli arkadaşlıklardan birinin sınıf arkadaşlığı olduğunu söylerim.

Modern tıbbın hızla değişen dünyasında, mesleğini yalnızca bilgiyle değil; zarafet, tevazu ve insanlıkla icra etmiş bir asırlık bir çınarı kaybettik.

Dr. Rıfat Patır, uzun meslek hayatı boyunca yalnızca hastalarına şifa dağıtan bir hekim değil, aynı zamanda çevresine örnek olan bir karakterdi. Hekimliğin bir meslekten çok daha fazlası olduğunu temsil eden neslin son büyük temsilcilerindendi.

Kendisine Allah’tan rahmet, ailesine, yakınlarına ve tüm tıp camiasına başsağlığı diliyorum.
Hatırası, onu tanıyan herkesin gönlünde yaşamaya devam edecek.