HASADI KİM TOPLAYACAK?

Abone Ol

Az gittik, uz gittik; yüz elli miting düz gittik…

Sonra dönüp baktık ki bir arpa boyu yol gitmişiz.

Aynı cümleleri tekrar ederek tarihin yön değiştireceğine gerçekten inanıyorlar mı?

Yüz elli miting yapılmış. Peki niçin?

Kalabalık toplamakla iktidar sarsılsaydı, meydanlar çoktan hükümet değiştirirdi. Ama değişmiyor. Çünkü mesele sloganın yüksekliği değil, fikrin ağırlığı.

Üstelik belediye başkanlarının bir kısmı bile ilk rüzgârda karşı kıyıya geçmişken, hâlâ aynı siyaset biçiminde ısrar etmenin hikmeti nedir?

Yeni bir yol çizmeye vakit hâlâ gelmedi mi?

Yoksa başka yol bilinmiyor mu?

Belki de biliniyor da o yollar bazı vekillerin, bazı küçük iktidarların, bazı konfor alanlarının huzurunu bozuyor.

Hukuksuzluk ilk kez size uğramadı.

Sıra size gelene kadar memlekette adaletin eksildiğini görüp yalnızca seyrettiniz. Empatiyi bile tasarruflu kullandınız.

Her şey yavaş yavaş esarete dönüşürken buna “normalleşme” dediniz.

Şimdi dosyalar hazırlanıyor; öyle sıradan suçlamalar da değil…

İnsanları siyasetten silecek, adını lekeleyip ömrünü kilitleyecek ithamlar.

Sanki modern çağın idam fermanları.

Ve siz gerçekten hukukun bir sabah ansızın normale döneceğine mi inanıyorsunuz?

Ana muhalefet ne kendi içindeki çürümeyi durdurabiliyor ne de iktidarın yanlışlarına set çekebiliyor.

Sonra da seçmene dönüp güven bekliyor.

Belki seçmen hâlâ bir arayış içinde.

Ama siz son seçimde alınan oyun, cam fanusta saklanan bir emanet gibi sonsuza kadar yerinde duracağını sanıyorsunuz.

Merkez sağın birçok partisinin iktidar olmak gibi bir derdi yok artık.

Onlar yalnızca iktidarın kayığında kendilerine küçük bir yer açmanın hesabında.

Yeni bağlardan, yeni bahçelerden pay alma telaşındalar.

O yüzden artık şu soruyu sormak gerekiyor:

Kimin kimi sürdüğünden çok, hasadı kimin topladığına bakın.

Kurucu iradeden kalan mirası ne İnönü tam anlayabildi ne de sonradan gelenler.

Çünkü en eski olmak en güçlü olmak demek değil.

En çok oyu almak da en büyük fikre sahip olmak anlamına gelmiyor.

Ortaya bakınca insan şunu düşünüyor:

Ne örgütü olan bir parti görüntüsü var ortada ne de muhalefet tecrübesi olan bir hareket.

Her gelen kendi hayalini getiriyor, sonra parti başka bir savrulmanın içine bırakılıyor.

Somut veriler arşivlerin tozlu raflarında çürüyor; fikir dediğin şey ise bir türlü zihinde inkişaf etmiyor.

İktidarın sarhoşluğuna kapılanlar zaten ne dediğini bilmiyor.

Bir durup “Ben ne söylüyorum?” diye kendine soran yok.

Düne kadar birlikte yürüdüklerinin yanlışlarını, ancak karşı tarafa geçtiklerinde anlatmaya başlıyorlar.

İstinaf süreçleri başlayınca ezber cümleler raftan indiriliyor:

“Yargıya güveniyoruz.”

“Hukuk işleyecek.”

“Herkes hesabını verecek.”

Hep aynı cümleler.

Hep aynı ton.

Hep aynı tiyatro.

Ama siz halka yıllardır “Biz onlar gibi olmayacağız.” diyordunuz.

Ne var ki belediye başkanları da vekiller de bu fikri bir türlü sindiremedi.

Liyakati bırakıp, “Bize destek verdi.” diye insanları aday yaptınız.

Peki neden destek verdi diye sordunuz mu hiç?

Hesabı neydi?

Neye yatırım yapıyordu?

Sorulmadı.

O gün yenilen hurmalar, bugün kulakları tırmalıyor işte.

O insanlar nasıl aday oldu?

Kim seçti?

Kime seçtirildi?

İlke neydi?

Ölçü neydi?

İktidarın da sayısız kusuru var elbette.

Ama düşünün: Neden yıllar önce bazı belediye başkanları görevdeyken istifa ettirildi?

Çünkü motivasyonlar farklı olsa da yanlışlar birbirine benziyor.

Yakıt değişiyor, yangın değişmiyor.

Bir yanda uslanmaz ideolojik romantizmler…

Bir yanda mezhepçi hesaplar…

Bir yanda “Devletin pastasından bize ne zaman sıra gelecek?” hırsı…

Üstelik bütün bunların içine bir de vurguncular, fırsatçılar, karakter tüccarları karışmış durumda.

Bir grup bölücü hayallerle insanları ateşliyor.

Bir grup cemaatleri yanına çekmeye çalışırken onların aklının peşine takılıyor.

Bu kadar farklı hesabı aynı çatı altında yürütmek; akıl, sabır ve ciddi bir siyasi omurga gerektiriyor.

Yerel seçimlerde halk, mevcut sistem çöksün diye önüne koyulan adaylara destek verdi.

Muhalefetin fikrine değil, mevcut düzene itirazına oy verdi.

Siz ise bunu bir uyarı olarak okumak yerine, çevrenizdeki parlak cümleler kuran kişilerin alkışına kandınız.

Seçmenin emanet ettiği insanları, iktidarın gelip kolayca devşireceği isimlere dönüştürdünüz.

Genel merkez “Artık akıllandık.” diyerek çıktığı yolda, en güçlü adaylarından birini bile koruyamadı.

Sonra milletin umudu diye sunulan isim demir parmaklıkların arkasına gönderildi.

Ve siz bir yıl sonra hâlâ aynı şeyi yapıyorsunuz:

Miting.

Bir miting daha.

Bir miting daha.

İktidar elindeki kepçeyle siyaseti karıştırıyor.

Muhalefet ise yüz elli mitingle övünüyor.

Ama her geçen gün biraz daha eksiliyor.

Parti genel merkezi, kendi örgütünün enerjisini kendi elleriyle tüketiyor.

Bir zamanlar milliyetçi camianın tarlası sürülmüştü.

Şimdi ana muhalefetin tarlası sürülüyor.

Asıl soru şu:

Hasadı kim toplayacak?

Çünkü birikim sokakta var.

Vatandaşta var.

Öfke var, arayış var, enerji var.

Ama nedense bunların hiçbiri ana muhalefete akmıyor.

Neden?

Belki de kavga, vurguncularla değil;

vurgundan pay alamayanlarla yapıldığı içindir.