Ülkeyi yönetenlerin adaletsiz uygulamalarını protesto etmek amacıyla ülke genelinde olduğu gibi Çorum’da da yürüyüşler ve mitingler yapıldı. Ben de 73 yaşında birisi olarak sıcacık evimi terk edip o buz gibi gecelerde bu eylemlere katılmaya çalıştım. İyi ki de katılmışım. İnsan en azından bağırıp çığırarak içini boşaltıyor ve rahatlayıp kendine geliyor.
Ancak bugün olayın bu yönünü değil de bambaşka ve çok farklı bir yönünü anlatmak istiyorum. Kadeş Meydanı’nı tıka basa dolduran o kıpır kıpır ve coşkulu kalabalığa dikkat ettiğimde, genelinin belirli bir yaşın üstündeki insanlar olduğunu fark ettim. Gözlerim taze fidanları yani gençleri aradı. Ne yazık ki, bir hayli azınlıktaydılar.
Oysa oraya gelen insanların yarın için çok fazla beklentileri yoktu. Onlar, Azrail’in listesinde en başa gelinceye kadar, kendilerine ayrılan yolun son metrelerini yürümekteydiler. Ama tüm bunlara rağmen Çorum’un şiddetli ayazına kulak asmayıp gelmişlerdi, oradaydılar ama gençlik orada değildi.
O zaman akla şu soru geliyor: Madem ki orada büyük bir heyecan ve coşkuyla bağıran insanlar yarından çok fazla beklentileri olmadığı halde gelmişlerdi, ama asıl yarını beklentilerle ve pembe hayallerle dolu geleceğimizin umudu gençlerimiz neredeydi ya da o saatlerde ne yapıyorlardı? TV’de dizi ya da maç mı izliyorlardı, Ramazanla arası iyi olanlar teravihe mi gitmişti? Kısacası nereye kaybolmuştu ülkemin yarınlarında bizleri yönetecek olan gençlerimiz?
Mitingin sonunda eve dönerken bu sorunun yanıtını da ne yazık ki acı bir şekilde aldım. Gençlik sıcacık kahvelerde, pardon yanlış oldu sıcacık cafeelerdeydi dostlar. Tek bir sandalye boş kalmamacasına tıka basa doldurmuşlar, kapalı ortamda yasak falan tanımadan fosur fosur sigaralarını tellendirerek neşeli kahkahalar atıyorlardı. (Sahi buralarda sigara içilmesini engellemek amacıyla denetlemekle görevli olanlar neredeler ve ne iş yapıyorlar acaba?) Çoğunluğu, kızlı-erkekli karışık hoşaf soğutuyor, hiç durmadan da bir şeyler tıkınıyorlardı. Öyle keyifliydiler ki, dünya yıkılsa umurlarında değildi.
Öyle ya, nasıl olsa babaları, anneleri hatta hatta ebeleri, dedeleri yaşındaki insanlar o gece ayazında meydanlara dökülüp onlar adına geleceği kurtarmak için mücadele ediyorlardı. Böylece de onların bir şey yapmasına gerek kalmıyordu.
Peki ama o yaşlı başlı insanlar, onları cafeelerde keyif çatsınlar diye mi günlerdir o soğukta tiril tiril titreyerek yürüyüşler ve mitingler yapıyorlar? Bu duyarsız ve umarsız gençliğe iyi bir gelecek hazırlamak için mi tüm bu çabalar?
Şimdi de gelelim “Peki, gençlik niye böyle oldu?” sorusunun yanıtına. Düşünmeye hiç gerek yok, onları öyle olsunlar diye biz yetiştirdik. “Sen yapamazsın” dedik, “Çekil, biz hallederiz.” dedik , “Senin aklın ermez.” dedik, “Bacak kadar boyunla her lafa karışma.” dedik ve o yavrulara hiçbir sorumluluk vermedik. Sonunda da onlar bizim tam istediğimiz gibi, yani –çok affedersiniz- kazık gibi yetişip bugünlere geldiler. Ve şimdi de geleceklerini onlar adına bizim kurmamızı ya da kurtarmamızı bekliyorlar.
Hiç “ama” diye söze başlayıp itiraz etmeye hakkımız yok. Biz böyle olmasını istedik, böyle de oldu. Öyleyse de şimdi iş gene biz moruklara yani yorgun demokratlara düşüyor. Haydi, kolları sıvayıp ülkeyi düştüğü bu çukurdan hep birlikte sırtlayıp düzlüğe çıkaralım. Geçmişte bunu birçok kez yaptık, gene yaparız; bizde bu hamur, azim ve güç var.
Küsmek, yılgınlık ve bölünmek ise asla ve asla yok, çünkü hiç zamanı değil. Şimdi birlik olmanın vaktidir dostlar…
DÜŞÜNEN SÖZLER:
· Bizi toprağa gömdüler fakat tohum olduğumuzu bilmiyorlardı. A. İZZETBEGOVİÇ
· Dostum, yollar yürümek içindir. Fakat şu gerçeği de hiç unutma: yürümekle varılmaz, lakin varanlar yürüyenlerdir. HALİL CİBRAN
· Geceye yenilmeyen her insana ödül olarak bir sabah, bir gündüz ve bir güneş vardır. SEZAİ KARAKOÇ
· Her şey üstüne gelip, seni dayanamayacağın bir noktaya getirdiğinde, sakın vazgeçme! Çünkü orası gidişatın değişeceği yerdir. MEVLANA
· “Kaybedeceğini bile bile neden mücadele ediyorsun?” dedi. Öleceğini bile bile yaşadığını unutmuştu o an; bozmadım. ÖZDEMİR ASAF
· Toprak gibi olmalısın. Ezildikçe sertleşmelisin! Seni ezenler sana muhtaç kalmalı! Hayatı sende bulmalı. CAN YÜCEL