CUMHURİYETLE HESAPLAŞMANIN ENKAZI

Abone Ol

Toplumsal çöküşler bir gecede olmaz. Toplumlar önce hafızalarını kaybeder. Sonra hukuk aşınır, kurumlar çürür, insanlar birbirine güvenemez hâle gelir. En sonunda devlet yıkılmaya başlar. Zira devlet, ortak aklın örgütlenmiş halidir.

Türkiye yalnızca ekonomik kriz yaşamıyor. Daha derin bir kırılmanın içinden geçiyor. Yaşanan şey, Cumhuriyetle girişilen hesaplaşmanın ortaya çıkardığı büyük enkazdır.

Cumhuriyet, sadece bir yönetim modeli değildi. Yoksul bir halktan yurttaş yaratmaya çalışan büyük bir aydınlanma hamlesi. Yönü akla, bilime ve çağdaşlaşmaya dönüktü. Fakat yıllar içinde ülkemize başka hikâyeler anlatıldı. “Özgürlük”, “ileri demokrasi” ve “mağ-duriyet” söylemleriyle başlayan süreç, açıkça Cumhuriyetin temel direklerini hedef aldı.

Meğer mesele yalnızca iktidar değilmiş. Kavga, laiklikle, kamusal akılla ve Cumhuriyetin birikimleriyleymiş.

Türkiye’de siyasal İslam yalnızca bir inanç devinimi olarak büyümedi. Soğuk Savaş döneminin siyasal projeleriyle desteklenen bir toplumsal mühendislik alanına dönüştü. Tarikatlar güçlendirildi, kamusal yapı adım adım dönüştürüldü. Cumhuriyeti koruması gereken çevrelerin bir bölümü ise kısa vadeli çıkarlar uğruna bu dönüşüme sessiz kaldı.

Şimdi ortaya çıkan tablo ağırdır. Hukuka güvenini kaybetmiş milyonlar.
Yoksullaşan bir toplum.
Ülkesinden umudunu kesen gençler.
Yön duygusunu kaybetmiş bir devlet düzeni.

Çünkü Cumhuriyet bir günde yıkılmadı. Kavramların içi boşaltılarak aşındırıldı. Liyakat yerini sadakate, hukuk yerini talimata bıraktı. Devlet yönetimi akıl temelinden uzaklaştı.

Oysa hiçbir iktidar sonsuz değildir. İktidarlar bazen sandıkta değil, toplumun vicdanında tükenir. Eğer bir yönetim halkın geleceğe dair umudunu yok etmişse, en büyük yenilgiyi zaten orada almıştır.

Bugün Türkiye’de hissedilen şey budur. Sokaklarda tuhaf bir sessizlik var. Bu sıradan bir durgunluk değil. Bastırılmış öfkenin ve büyüyen toplumsal tepkinin sessizliği. Kasırga öncesindeki deniz gibi. Çünkü insanlar artık sadece geçim derdi yaşamıyor. Çocuklarının geleceğine dair inancını da kaybediyor. İşte bir ülke için en tehlikeli kırılma budur.

Bundan sonrası yalnızca seçim meselesi değildir. Asıl mesele, ülkenin yeniden hangi fikir etrafında ayağa kalkacağıdır. Eğer yeni bir yön, yeni bir kamusal ahlak ve yeniden aydınlanmacı bir anlayış üretilemezse, yaşanacak değişim yalnızca isimlerin değişmesi olur.

Türkiye bugün büyük bir tarihsel eşikte duruyor. Cumhuriyetle hesaplaşmanın sonunda ortaya çıkan enkaz yalnızca siyasal değildir; eğitimde, adalette, kültürde ve insan ilişkilerinde büyüyen bir çürümedir.

Fakat her enkazın altında mutlaka küllenmiş bir irade kalır. Bazen bir ülkeyi yeniden ayağa kaldıran şey, o iradenin küllerinden yükselen son dirençtir.