CUMHURİYET VE KARŞI AKIMLAR

Abone Ol

Köy meydanındaki çınarın altında yaşlı amcalar sohbet ediyordu.

Oradan geçerken “Ne güzel ağaçları büyütmüşsünüz, gölgesinde de sohbet” dedim.

En yaşlı olanı:

"Evlat," dedi "ağaç kolay büyümüyor. Fidanı dikiyorsun, suluyorsun, koruyorsun. Yıllar geçiyor. Ama kesmek isteyen adamın elindeki balta bir dakikada işini görüyor."

O gün yalnızca bir ağaçtan söz ettiğini sanmıştım.

Meğer ülkemizden söz ediyormuş.

Cumhuriyet biraz da o çınara benziyor.

Kolay kurulmadı.

Yoksullukların içinden geçti.

Cephelerden çıktı.

Küllerin arasından yükseldi.

Ulusumuz ayağa kalksın diye nice insanlar gençliklerini, umutlarını, canlarını verdi.

Sonra okullar yapıldı.

Fabrikalar kuruldu.

Kız çocukları sınıflara girdi.

Köylünün eline kitap geçti.

Yurttaş, kul olmaktan kurtuldu.

İnsanlar başlarını kaldırıp gökyüzüne bakabildi.

İşte Cumhuriyet buydu.

Fakat ne gariptir ki,

Bu ülkede Cumhuriyet'in düşmanı çoğu zaman dışarıdan gelmedi.

Rüzgâr çoğu zaman içeriden esti.

Kurt ağacın gövdesini kemirmeye başladı.

Cumhuriyet'e karşı çıkanların hepsi aynı elbiseyi giymedi.

Kimi din adına konuştu.

Kimi siyaset adına.

Kimi demokrasi dedi.

Kimi özgürlük dedi.

Kimi çağdaşlık dedi.

Oysa bazıları hep aynı şeyi yaptı:

Bu ülkenin ortak direklerini kemirdi.

Çünkü Cumhuriyet'in en büyük özelliği, insanın özgürleştirmesiydi.

Özgür insan soru sorar.

Soru soran insan kolay yönetilemez.

İşte asıl konu buydu.

Yıllardır aynı kavganın farklı sahnelerini izliyoruz.

Bir yanda aklın ışığı.

Bir yanda karanlığın alışkanlığı.

Bir yanda bilim.

Bir yanda kör inanç.

Bir yanda yurttaş.

Bir yanda biat eden kalabalıklar.

Kavga aslında hiç değişmedi.

Sadece oyuncular değişti.

Şunu da gördük.

Bu memleketin insanı sandığımız kadar çabuk unutmaz.

Bazen susar.

Bazen yorulur.

Bazen umutsuzluğa kapılır.

Fakat hafızasının bir yerinde hep o ilk meşale yanar.

Zira Cumhuriyet yalnızca anayasal bir düzen değildir.

Bir öğretmenin kara tahtadaki tebeşiridir.

Bir köy okulunun penceresidir.

Bir genç kızın diploma aldığı gündür.

Bir çiftçinin oy kullanırken başını dik tutmasıdır.

Bir çocuğun "Ben de yapabilirim" demesidir.

Onun için Cumhuriyet'i yıkmak isteyenler önce bu hafızayı silmek zorundalar.

Bunu başaramadıkları ve başaramayacakları için yüz yıldır uğraşıyorlar.

Bazen güçlü görünüyorlar.

Bazen kazandıklarını sanıyorlar.

Oysa unuttukları bir şey var.

Nehirler tersine ve yokuş yukarı akmaz.

Tarih de böyledir.

Bu ülkenin yönünü değiştirmeye çalışan nice karşı akım gördük.

Kimileri çok gürültü çıkardı.

Kimileri çok kuvvetli göründü.

Sonunda hepsi zamanın içinde kayboldu.

Zira Cumhuriyet bir siyasi tercih değil, bir uygarlık yolculuğudur.

Uygarlığa çıkan yollar, ne kadar dolandırılırsa dolandırılsın, sonunda yine ışığa çıkar.