Hikayelerin Gücü
Bir şehri sevdirmek için yalnızca haritadaki yerini göstermek yetmez.
Bugün bir ürünü satın aldıran, bir filmi izleten ya da bir şehri merak ettiren şey çoğu zaman özellikleri değil, hikayesidir. Çünkü insanlar bilgiyle ikna olabilir; ama hikayeyle bağ kurar.
Turizm de artık tam olarak böyle.
İnsanlar gittikleri yerlerde sadece güzel bir manzara görmek istemiyor. Bir hikayenin parçası olmayı, yaşadıklarını anlatmayı ve unutamayacakları bir deneyim yaşamayı arıyor.
Belki de bu yüzden dünyanın en çok ilgi gören yürüyüş rotaları yalnızca doğal güzellikleriyle değil, taşıdıkları anlamla öne çıkıyor. İspanya'daki Camino de Santiago, Türkiye'deki Likya Yolu ya da dünyanın farklı noktalarındaki tarihi rotalar... İnsanları kilometrelerce yürümeye ikna eden şey sadece manzara değil; her adımın geçmişten bir iz taşıdığı hissidir.
İşte tam bu noktada aklıma Çorum geliyor.
Çorum, bu açıdan bakıldığında büyük bir zenginliğe sahip.
Binlerce yıllık Hitit mirası, UNESCO Dünya Mirası Listesi'ndeki Hattuşa, Yazılıkaya, Alacahöyük, Kızılırmak'ın şekillendirdiği coğrafya, İncesu Kanyonu, Çatak Tabiat Parkı, Hitit Yolu, Kızılırmak Havzası'nın gastronomi ve yürüyüş rotaları, yaylalar, köyler ve daha niceleri...
Bütün bunlar aslında birbirinden değerli hikayelerin başlangıç noktalarıdır.
Elbette şehrimizin tanıtımı için kamu kurumlarımız, yerel yönetimler, sivil toplum kuruluşları ve birçok gönüllü önemli çalışmalar yürütüyor. Bu emeklerin kıymetini görmek gerekiyor. Ancak günümüzde turizm anlayışı da değişiyor. İnsanlar artık sadece bir yerin nerede olduğunu değil, orada ne hissedeceklerini de merak ediyor.
Peki bir hikaye nasıl anlatılır?
Dünyanın dört bir yanından insanlar bugün Hattuşa'yı görmek için Çorum'a geliyor. Çünkü orası yalnızca taş duvarlardan oluşan bir antik kent değil; yaklaşık üç bin üç yüz yıl önce büyük bir uygarlığın başkentiydi. Bir zamanlar kralların yürüdüğü sokaklar, elçilerin geçtiği kapılar ve binlerce tablete kaydedilen devlet hafızası bugün hala ayakta.
Bir ziyaretçi Aslanlı Kapı'nın önünde durduğunda yalnızca taşlara bakmaz. "Buradan kimler geçti?" diye düşünür. Yazılıkaya'daki kabartmaları incelerken yalnızca kayaları değil, binlerce yıl öncesinden bugüne ulaşan bir inancı ve kültürü okumaya çalışır.
İnsanları etkileyen de tam olarak budur.
Aynı durum Hitit Yolu için de geçerlidir.
Eski göç ve ticaret yolları esas alınarak oluşturulan, bugün 380 kilometrelik yürüyüş ve 405 kilometrelik bisiklet parkurlarından oluşan Hitit Yolu; UNESCO logosunu taşıyan ve Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından desteklenen Türkiye'nin önemli kültür rotalarından biridir.
Ancak bana göre Hitit Yolu'nu asıl değerli yapan ne uzunluğu ne de geçtiği coğrafyadır.
Asıl değer, anlattığı hikayededir.
Bir an için yürüdüğünüz patikayı hayal edin.
Belki aynı vadiden binlerce yıl önce bir Hitit tüccarı geçti.
Belki bir haberci...
Belki bir asker...
Belki de iki şehir arasında görev yapan bir elçi...
Bugün aynı gökyüzünün altında siz de aynı coğrafyada yürüyorsunuz.
İşte o anda yürüdüğünüz şey sadece bir parkur olmaktan çıkıyor; bir medeniyetin izlerini takip ettiğiniz uzun bir yolculuğa dönüşüyor.
Bence turizmin geleceği de tam burada yatıyor.
İnsanlara yalnızca "buraya gelin" demek artık yeterli değil.
Onlara neden gelmeleri gerektiğini hissettirebilmek gerekiyor.
Bir yürüyüşçünün gün doğumunda attığı ilk adım, bir kampçının yıldızların altında hissettiği huzur, bir bisikletçinin virajı döndüğünde karşılaştığı manzara ya da bir köyde kuşaktan kuşağa anlatılan küçük bir efsane.. Bazen tek bir hikaye, sayfalarca tanıtım metninden daha etkili olabiliyor.
Çorum'un bunu başarabilecek çok güçlü bir mirası var.
Hattuşa'nın taşlarında, Yazılıkaya'nın kabartmalarında, Alacahöyük'ün sessizliğinde, Hitit Yolu'nun patikalarında ve Kızılırmak'ın kıyılarında anlatılmayı bekleyen binlerce yıllık hikayeler var.
Belki de bundan sonra yapmamız gereken en önemli şey, sahip olduklarımızı yeniden keşfetmek ve onları samimiyetle anlatmak.
Çünkü bir şehri en iyi, onu seven insanlar anlatır.
Yerel basının kalemiyle, fotoğrafçının objektifiyle, doğa yürüyüşçüsünün adımlarıyla, bisikletçinin rotasıyla, kampçının anısıyla ve o şehirde yaşayan insanların samimiyetiyle oluşan ortak hikaye; şehrin hafızasını da, turizmini de güçlendirecektir.
Çünkü bazı şehirler görüldüğü için hatırlanır.
Bazıları ise anlattığı hikayeler sayesinde.
Ve inanıyorum ki Çorum'un anlatılmayı bekleyen daha çok hikayesi var.