Öncelikle kabul edeceklerine inanıyoruz, ailelerden ileri görüşlü bireylerin de zamanla bizi olduğumuz gibi benimseyeceklerine güvenimiz tam. Biz kendimizi bütün ayrıştırıcı noktalardan uzaklaştırıp, emeğin sömürülmediği, tam bağımsız bir ülkede yaşama düşüncesine katkıda bulunma paydasında birleşmişiz ve bu temelde birbirini seven iki genç olarak mutlu olacağımıza kanaat getirmişiz. Ortaya çıkabilecek bütün sorunların giderilebileceğini düşünüyoruz. Aileler diledikleri kadar olumsuz baksınlar, bizim açımızdan sorun çözümlenmiş durumda. Çok ısrar ederlerse, bir ev kiralayıp aileler olmadan da nikah yapabileceğimizi duyumsatmışız, gerisi fazla önem taşımıyor. Özellikle nişanlımın ailesi içinde itirazlar yükseliyor; biz bütün karşı koymaları görmezden gelerek evleneceğimiz konusuna odaklanıyoruz; demirbaş eşya taksitine bile girdik. Bizim itirazlarımıza dayanamayacaklarını, gönülsüz de olsa olur vereceklerini umuyoruz. Kararımızdan geri adım atmıyoruz.
Genelde böyledir, yeni olgular belirdiğinde kararlı duruş sergilerseniz, karşı taraf ya ortadan çekilir veya uzlaşma zemini arar. Öyle de oldu, sağduyulu teyzelerin araya girmesiyle taraflar yatıştı, bir sene sonra evlendik.
Yürüyüş yavaş da olsa ilerliyor; aslında, yürüyeceğimiz yol o kadar uzun değil ancak katılım yüksek olduğu ve alana yerleştirmekte güçlük çekildiği için Taksim’e henüz giremedik. Meydandan yükselen slogan ve marşlar duyuluyor. İyice yaklaştık. İşçi sınıfının ve emekçi kitlelerin bayramı türküler eşliğinde çekilen halaylarla coşkuyla kutlanıyor. Alana açılan caddenin başındayız. Buraya kadar gelmek saatler sürdü. DİSK’li grev gözcüleri her tarafa yetişmeye, en ufak bir olumsuz gelişmeyi yerinde çözmeye aynı zamanda alanın güvenliğini sağlamaya çalışıyor. Sağımızda Intercontinental otel dev bir bina olarak yükselmiş. Şimdiki adı The Marmara. Kötü ününü kapatmak için adını değiştirmişler, sanıyorum. Karşısında da sular idaresi binası var. Görkemli bayramın sunucusu TÖB-DER pankartını görünce bizi yücelten tümcelerle alanda ayrılan yerimize yönlendiriyor. Gezi Parkı’nın bitişiğinde konuşma kürsüsü kurulu ve kürsünün arkasında dev boyutuyla zincirlerini kırmış işçiyi resmeden branda asılı. Resim alanın her yerinden görülebilecek kadar büyük. Alana açılan bütün caddelerden insan seli akıyor, toplantı görevlileri oraya buraya koşturuyor, düzeni sağlamaya çalışıyorlar. Bizden önce gelen emekçiler ya ayakta ya da yere oturmuş dinliyorlar. Rastlantı sonucu eğitim emekçilerinin bayram yeri Taksim’deki ünlü Cumhuriyet Anıtı’nın çevresi. Kürsüyü rahatlıkla görebiliyoruz, sunucuyu da rahat izleyebiliyoruz.
Gençler DEV-GENÇ pankartıyla koşarak, sloganlar eşliğinde alana girdiklerinde tüm alan DEV-GENÇ marşıyla inliyor, gençlerin alana girmeleri beklenenden daha uzun sürüyor, genç katılımcıların ardı arkası kesilmiyor, umudumuz, yüz akımız gençler de yerlerini alıyor.
Arka arkaya marşlar, türküler, halay havaları, ortada halay çeken emekçiler. Emek örgütleri başkanları ve diğer dernek ve odalardan temsilciler bayram konuşmaları yapıyor sırasıyla. Alanın hınca hınç doluluğu bayramı daha da coşkulu kılıyor. Adım atacak yer yok. Katılımcıların alana girişi henüz tamamlanmadı, kalabalık gruplar akmaya devam ediyor. Yarım milyondan fazla insanın alana girdiğini duyuruyor sunucu.
Alanda sadece emekçiler olmadığını, alana bakan binalara kontr-gerillanın, Gladyo’nun, ajanların, akla gelecek bütün karanlık güçlerin doluşmuş olduğunu daha sonraları okuyacaktık basından. Derin devletin izini bulmak neredeyse imkânsızdı oysa silecek o kadar çoktu ki! Bu katliamı gerçekleştirenler bu binaların çatısına gökten zembille mi bırakılmışlardı? Hangi kapıdan girmiş hangisinden çıkmışlardı? Hiç gören olmamış mıydı? Kimse tanık olmuyordu veya olamıyordu, beni de kimvurduya götürürler endişesiyle! Ülkenin bu cehennemden elli yılda bile çıkamayacağını öngöremiyorduk o günlerde. “Birazdan Kemal Türkler kürsüye çıkacak ve konuşmasını yapacak” diyor sunucu.” Çeşitli emek örgütlerinin 1 Mayıs bildirilerini dağıtıyor genç arkadaşlar, her birinden birer tane alıp, katlayarak cebime koyuyorum, daha sonra okumak üzere. Nişanlım da yanımdan hiç ayrılmıyor, birbirimizi kaybedersek büyük TÖB-DER pankartının önünde buluşmaya sözleşiyoruz. Neyse ki şu ana kadar kaybetmedik, zaten elini hiç bırakmıyorum.
Türkler kürsüye geldi, gelmesiyle birlikte tüm alandan 1 Mayıs marşı yükselmeye başladı. Türkler kollarını kaldırmış herkesi sakin olmaya, konuşmayı dinlemeye davet ediyor. Alan marş bitiminde sakinleşti, Türkler alandakileri selamlayıp konuşmasına başladı. Türkler konuşmasını tamamlamadan önce bir el daha sonra iki el silah sesi duyuldu ve dev kitlede büyük bir dalgalanma oldu. Hemen arkasından kitlenin üzerine kurşun yağmaya başladı. İlk şaşkınlıkla ne olduğunu anlayamadık. Başımıza kurşun yağdığını fark etmemizle birlikte herkes bir yerlere kaçışmaya çalışıyor, ben de elim nişanlımın elinde, onu da sürükleyerek anıtın hemen yanındaki duraklara doğru gitmeye çalışıyorum. Canhıraş bağırtılar, ah yandım çığlıkları ve birbiri üstüne yığılan insanlar. Bu kargaşada duraklara kadar ilerleyebildik. Durakların bizi koruyacağını düşünmüş olmalıyız, vurulmama içgüdüsüyle.
(SÜRECEK)