BUNUN ADI RAMAZAN İSTİSMARI

Abone Ol

Son 25 senedir her Ramazan’da, devleti yönetenler, tepeden aşağı hemen hemen her makam sahibi, yoksul insanların yer sofralarına oturur, güya iftar açma görüntülü fotoğraf karelerini gözümüze sokarlar.

Bunun amacı, ne Ramazan’da oruç tutmak, ne yoksulla iftar açmak, ne de varlıklıyken yoksulun halinden anlamaktır. Malesef bunun amacı düpedüz göz boyamak, “Biz de sizlerden biriyiz” imajı yaratmaktadır.

Uygulama bu iktidarın ilk yıllarında başlamıştı. Belki öncesi de vardır, ama basına ilk servis edilişinin miladı olarak hatırlıyorum.

Aslında bu fotoğrafların sadece ramazan aylarında servis edilmesi siyasi şovun bir göstergesidir. Eskiden bir gecekondu seçilirdi. Şimdi normal bir daire seçiliyor, evde masa varken illa ki yer sofrasına oturuluyor. Güya yoksul insanlara “Bakın biz de sizlerden biriyiz ve sizin halinizi en iyi biz anlarız” denerek algı yönetimi yapılıyor.

Bu gelenek bizim yaşamımızda var mıdır? Elbette vardır. Mesela ben köyde çocukluk yıllarımdan çok iyi hatırlıyorum. Perşembe akşamlarına “deri aşamı” derler, genellikle kış aylarında bizim evde ne pişmişse rahmetlik ebem bir küçük bakraca o yemekten gönderilecek aileye yetesi koyar ve “yavrım bunu ……. emminlere götür de gel” der, gönderirdi. Tam karanlık bastı basacak o saatlerde gönderirdi ki birileri görsün istemezdi. Sanıyorum o ailenin gururunu rencide etmekten çekinirdi.

Bu yemeği o aileye ulaştırırdık. O evin hanımı bakracı alır, yemeği boşaltır, şöyle alelusul, varsa sıcak suyla, yoksa soğuk suyla çalkalayıp elimize verirken “Ebene selam söyle Allah kabul etsin” derdi.

Hatta bir seferinde çok iyi hatırlıyorum, et yemeği götürürken çamurda ayağım kaymış, dengemi kaybedip yere kapaklanınca yemek bakracı da elimden çıkmıştı, yemek yere dökülmüş, ben mahcup eve dönmüştüm. Ebeme durumu anlatınca “yavrım etleri baylığıma alsaydına, itlere verirdik” dedi ve aynı yemekten tekrar koyup beni gönderirken de “yavrıım gozüğün onune bak emi eben gurban ola” deyip beni yola salmıştı.

Altmış yılda nereden nereye gelmişiz?

Paylaşmak buydu. Samimiydi. Reklama ihtiyacı yoktu. Alan el veren eli görmüyordu. Hiç olmazsa haftada bir gün de olsa hali vakti yerinde olan insanlar ne yiyorsa akşam yemeğinde yoksullar da aynı yemeği yiyordu. Yardım da samimiydi, minnet duygusu da samimiydi.

Ya şimdi öyle mi? Yoksul evinin bir stüdyoya dönüştürülmesine, verilen pozların basına servis edilip insanların gözüne sokulmasına istismar denmez de ne denir? O fotoğrafların amacı birşeyleri paylaşıyormuş gibi görünmek. Yani siyaset mühendisliği, algı yönetimidir. Milletin dini duygulara olan hassasiyetinin açık istismarıdır.

Yoksulların evinde iftar açmakla övünmenin , yoksulluğu olağan birşey halinde kanıksatmanın ne ayıp bir şey olduğunu ne zaman öğrenebileceğiz? Bu iktidar geldiğinde bakıma muhtaç insan sayısının ikibuçuk milyon olduğunu, bugün ise onyedibuçuk milyona ulaştığını söyleyerek utanılacak durumla övünmesini de beceriyorlar. Kimse “hani siz 3 Y’nizden birisi olan yoksulluğu kaldırmak için gelmiştiniz, oysa on kat daha arttırdınız” demiyor.

Bir önemli sorunumuz da şu zenginlerin birbirlerine verdikleri iftarlar. Akşam sabah kanallarınızda bir hurmayla orucunu açan ve bir hasırla bir lokma bir hırka yaşamış efendimiz muhabbetleri…Ama verdiğiniz iftar sofralarını da utanmadan basında paylaşıyorsunuz ki sofralarınızda bir kuş sütü yok. Hani o olsa onu da koyarsınız sofranıza. Eee insana bu ne perhiz bu ne lahana turşusu be birader demezler mi? Derler ama utanacak yüz varsa eğer…

Biz burada kendimiz söylüyor kendimiz dinliyoruz. Hani Fuzuli demiş ya “Söylesem tesiri yok, sussam gönül razı değil” diye. Bizimkisi de tam bu. Başka ne gelir elden. İşte bir at sineğinin vızıltısı bizimkisi…

İlahiyatçı Prof. Mehmet Okuyan’ın meşhur bir sözüyle bitirelim. Hoca soruyor: “Herkes soruyor, hani niye kimse Müslüman olmuyor diye.? Niye olsunlar ki? Hangimizi örnek alıp da Müslüman olsunlar ki? İnsanlara rol model olacak bir Allah’ın kulu var mı ki Müslüman olsunlar?”

“Sen Müslüman oldun mu ki? Sen kendini Müslüman buldun. Rusya’da doğsan ne olacaktın? Vatikan’da doğsaydın ne olacaktın? Kazara Hindistan’da doğsaydın ineğin peşinden gidecektin işte”..

Eee hoca haksız mı birader?…