Bu gidiş gidiş değil!

Abone Ol

*** Bireysel silahlanmanın mutlaka önüne geçilmesi gerektiğini yıllardır yazıyorum. Dejenerasyonun beka sorunu olduğunu da, medenileşme yerine magandalaşmaya prim veren bir toplum haline geldiğimizi de defalarca yazdım. Toplumsal kutuplaşmanın ülke bütünlüğü açısından ne büyük tehlike yarattığını da hakeza…Sesimiz belirli bir mesafenin ötesine ulaşmıyor kuşkusuz, ama bir nevi tarihe not düşmüş oluyoruz.

*** Biz “medenileşme” dedikçe, radikal İslamcı beyin yıkama aygıtının, bunu “dejenere sosyetik yaşam” gibi sunduğuna da maalesef tanıklık ediyoruz. Oysa, bizim bildiğimiz medenileşmenin ilk önderi Peygamberimiz Hz. Muhammed’dir, Medine ise “medeni şehir”dir. Ama, “Batınız buysa Batınız batsın!” diye dillere yerleşen Yeşilçam repliği gibi, dini değerleri istismar edenlerin ısrarla tersinden okudukları “medenileşme”, “çağdaşlaşma” kavramları, daima, bilim, teknoloji, evrensel kültür yerine, “ahlâkî dejenerasyon” olarak gösterilmeye çalışılmıştır.

*** Geldiğimiz nokta ise ortadadır; istisnaları ayırırsanız, adeta “hırsızlardan ve çalma fırsatı bulamamışlardan oluşan bir insan kalabalığı” söz konusudur. Mala, mülke, itibara, ırza, namusa çökme, neredeyse vukuat-ı adiyeden sayılır olmuştur. Uyuşturucu kullanımı ilkokul çağlarına kadar inmiştir. Gençliğin önemli bir kesimi, TV dizilerinin de etkisiyle “mafya özentisi” içinde şiddete eğilimli hale gelmiştir. Sokakta gücünün yettiğine çökmeyi “delikanlılık” saymaktadır. Aile kurumunun çöküntüsü ise, çağdaşlaşmanın değil, daha fazla şarklılaşmanın eseri olarak karşımızdadır.

*** Peki, okullarımızda, öğretmenlerimizin, öğrencilerimizin can güvenliğini nasıl sağlayacağız? Kapıya dikeceğimiz bir-iki güvenlik görevlisi ile bunu sağlamak mümkün mü? Psikopatlaşmış, gözü dönmüş birini, hangi güç durdurabilir? Beyni yıkanmış canlı bomba neyse, bu tipler de o değil midir? Asıl, onların bu hale gelişine yolaçan zemini ortadan kaldırmak gerekmez mi?

*** Bana göre, öncelikle “toplumsal kutuplaşma”yı hiç değilse en aza indirmeye yönelmekle işe başlamak gerekir. İşsizlikten, geçim sıkıntısından, asgari yaşam standartlarının gerisine düşmekten bunalmış, öfke yumağına, sinir küpüne dönmüş kitleleri sakinleştirmek suretiyle aile kurumuna olumlu bir dokunuş artık kaçınılmazdır. Gençlerin, çocukların koşullarını adım adım iyileştirerek, onları suça itenlerin elini-kolunu bağlamamız da mümkün hale gelebilir.

*** Geçmişte “küfüre hayır” kampanyaları da açmıştık, ama bir süre gündemde tutsak da, başarılı olamadık. Bugün, çocuğundan genç kızına, gencinden yaşlısına toplumun büyük bir kısmı maalesef “küfürbaz”…Sosyal medya denilen tımarhanede, her türlü kirliliğin yanında bir de arı dilimiz-duru dilimiz Türkçe’nin katline tanık oluyoruz. Böyle gitmez, gidemez! Ülkücü kardeşlerimizin dediği gibi “titreyip kendimize dönmemiz gerekir”. Büyük Atatürk’ün gösterdiği, “çağdaş uygarlık düzeyinin üzerine çıkma” hedefine kilitlenmemiz gerekir. Zira, “en hakiki mürşit, ilimdir, fendir.”