“Atatürk hep ışığın olsun!”

Abone Ol

Merhabalar…

Bugün sizlerle ilk buluşmam, ilk satırlarım. Bir hikaye ile yola çıkalım istedim...

Bu hikâyede dünden bu güne, bu günden yarına uzanan bir yolculuğa ışık tutmak temennim. Müsaadenizle;

Yıl 1829, aylardan Kasım. Mehmet askerden döndükten sonra evindeki buğdayı öğütüp un yapmak için yakınlarındaki Köseağzı Değirmeni’ne gider. Bakar ki sıra çok uzun, değirmenin yakınında akan derenin kenarına oturur. Askerde komutanlarının anlattığı ve çok değerli olduğunu ifade ettiği kara elmasa benzer taşlar görür dere içinde ve hemen bu taşları alır inceler ve denediğinde bu taşlar yanar. Bu taş kömürdür. Bunu hemen İstanbul’da Padişaha arz etmek ister ama kara soğuk ve uzun yol korkutur gözünü. İlkbaharı bekler yola çıkar ve bu buluşu zamanın Padişahı 2. Mahmut’a arz edildiğinde Uzun Hasan’a 500 kuruş ikramiye ve ölünceye kadar 600 krş. maaş bağlanmasını emreder.

O dönemde Ereğli’de Hacı İsmail Ağa isimli şahıs, bir şekilde padişahın gözüne girip valilik koparma hevesindedir. Uzun Hasan’ın kömürü bulup, padişaha da ilettiği Ağaya ulaşır. Fakat nasıl olur da İsmail Ağa’dan habersiz memleketinden herhangi biri Padişahın gözüne girecek bir hal ve harekette bulunabilirdi! Bunu içine sindiremeyen İsmail Ağa yine Uzun Hasan’ın İstanbul’a çağırıldığı bir vakit bölgede sözü geçen Ağalardan olduğu için yanına kendi adamlarını da katarak İstanbul’a gitmesini sağlar. İstanbul’da Leblebici Hanında Uzun Hasan, İsmail Ağa’nın bu iki adamı tarafından boğularak öldürülür.

O zamanın Kara Elmas’ı denilen kömürü bulan, vatan aşkı ile kilometrelerce yolu aşıp yürüyerek Zonguldak’tan İstanbul’a giden kahramanımız kömür için ilk şehit olarak adını tarihe yazdırır. Uzun Hasan’ın anıtı kendisine ait bir resmi bile olmadığından bir madenci silueti ile Zonguldak’ın girişinde bizleri karşılamaktadır. Vatan hainleri dün de vatan sevdalılarına bu gün olduğu gibi pusu kuruyordu!

Ben de Zonguldak’ın en yakın bucaklarından Kozlu’da eski bir Rum evinde doğmuşum. Yukarıdaki hikâyeyi de ilkokul sıralarındayken uzun kestane rengi saçları özenle toplanmış, üzerindeki gülkurusu döpiyesi içinde krem rengi gömleği, bunları tamamlayan renkli fuları ve parlak siyah ayakkabıları ile dimdik duran, gözleri ışıl ışıl yanan bir Cumhuriyet kadınından, Ayşe Güdelci öğretmenimden dinlemiştim.

Bu gün sizlere olumlu bir hikaye ile başlamak isterdim ama Vatan bir ateş çemberinin ortasında; Suriye, Irak, İran, Yunanistan, Kıbrıs Rum Kesimi uzak da olsa İsrail, Amerika Birleşik Devletleri… Kim dost çevremizde? Peki içerde bu düşmanlara çanak tutan yardakçılar, Kürtçülüğü kaşıyanlar, ekonomik dar boğaz, açlık sınırının altındaki asgari ücret… Hangisini sayalım? Bütün bu saydıklarım ülkemizin önünde bir tökez teli veya aşağıya çekmek için hazır bir girdap değil mi? Bu çıkmaz yol mu? Hayır! Kesinlikle Hayır! Çıkış yolu mu?

Yüksekova’da görevli olduğum, terörle iç içe yaşadığım zamanlarda Ayşe Güdelci öğretmenimin telefonu kapatırken söylediği sözü kulaklarımda çınlıyor böyle durumlarda… “Allah’a emanet ol! Atatürk hep ışığın olsun!”

Yürüdüğünüz yol ahlak, doğruluk ve dürüstlükle bezendiğinde Atatürk’ün ışığı ile aydınlanacaktır… Sağlıcakla kalın…