ASFALT ÜZERİNDEN SERVET TRANSFERİ

Abone Ol

Bu ülkede yollar yapılıyor ama herkes gidemiyor.
Köprüler kuruluyor ama herkes karşıya geçemiyor.
Çünkü mesele artık ulaşım değil; mesele kim ödüyor, kim kazanıyor sorusudur.

Eskiden devlet yol yapardı, vatandaş kullanırdı.
Bugün devlet yol yapıyor, şirket kazanıyor, vatandaş borçlanıyor.
Ortada teknik bir fark yok; apaçık bir siyasi tercih var.

Bu yollar gökten inmedi.
Ne köprüler hayırsever bağışlarıyla yapıldı,
ne otoyollar şirketlerin cebinden çıktı.
Hepsi vatandaşın vergisiyle, yılların emeğiyle, kamu kaynaklarıyla inşa edildi.

Sonra garip bir şey oldu.
Vatandaşın parasıyla yapılan yollarda, vatandaş “müşteri”ye dönüştü.
Yetmedi; geçmese bile borçlu sayıldı.

Buna yol yapmak denmez.
Bunun adı servet transferidir.

Demirel döneminde yapılan köprülerden geçerken kimse fiyat etiketine bakmazdı.
Özal döneminde otoyola girerken kimse
“Bugün geçmesem mi?” diye düşünmezdi.
Çünkü devlet, vatandaşı yolun sahibi kabul ederdi.

Bugün ise yolun sahibi şirket,
vatandaş potansiyel gelir kalemi.

Devlet yol yapmaktan vazgeçmedi;
vatandaş lehine yapmaktan vazgeçti.

Cumhuriyet’in bir sanayi birikimi vardı.
Fabrikaları, limanları, madenleri, yolları vardı.
“Zarar ediyor” denildi.
Satıldı.

Ama tuhaf bir şey daha oldu:
Zarar ettiği söylenen her şey, satıldıktan sonra kâr etmeye başladı.
Demek ki sorun kurumlarda değilmiş;
yönetimdeymiş.

Özelleştirme bir araçtı.
Bu ülkede araç olmaktan çıktı, amaç hâline getirildi.
Ve kısa sürede yandaşlığa dönüştü.

Bugün bazı otoyollardan geçersiniz,
ama aslında geçmezsiniz.
Zira parasını zaten ödemişsinizdir.
Vergilerinizle.

Geçiş garantisi denilen şey şudur:
Kullanmasan da öde.
Kullanırsan iki kez öde.
Şirket kazansın, devlet sussun, vatandaş düşünsün.

Bu model ne piyasa ekonomisidir
ne de kamu hizmeti.
Bu model, kamu kaynaklarının özel kasalara aktarılmasının resmî adıdır.

İşleyen, gelir getiren, kendi masrafını çıkaran köprü ve otoyolları satmak
akıl işi değildir.
Bu, altın yumurtlayan tavuğu kesmektir.
Bugünü kurtarıp yarını yok etmektir.

Ama mesele akıl değilse,
mesele zaten başkadır.

Bir zamanlar bu yolların düşük bedelle devrine
“vatana ihanet” diyenler vardı.
O sözler arşivlerde duruyor.

Bugün araç sayısı ikiye katlanmışken,
gelir potansiyeli artmışken,
daha düşük rakamlar konuşuluyorsa…

Soru açıktır:
O gün ihanet olan, bugün neden sessizliktir?

Eğer bu yollar satılacaksa,
neden vatandaşa satılmıyor?
Neden halka arz yok?
Neden kira sertifikası yok?
Neden hep birkaç şirket?

Çünkü mesele para değil;
kontrol.

Asfalt konuşmaz sanılır.
Ama konuşur.
Üzerinden kim geçtiyse,
kimin cebine aktıysa,
kimin boynuna borç olduysa…

Hepsi yazılıdır o asfaltın üzerinde.

Yol yapabilirsiniz.
Ama adaleti yıkarsanız,
o yol sadece zengine çıkar.