Sel Sokak Canlı Kamera

Kameraya bağlanmak için resme tıklayın.

 Ayarları İçin Tıklayınız.. 

corum_vakifi_mini

Son İlanlar

DEVREN SATILIK KURS
Satmak Istiyorum (08.09.2010)
BAY ELEMAN
İş Verenler (07.09.2010)
ELEMAN
İş Verenler (07.09.2010)
CNC İŞLEME MERKEZİ OPERATÖRÜ ALINACAKTIR.
Satmak Istiyorum (07.09.2010)
KİRALIK ARAÇLAR ARANIYOR
Kiralık Arıyorum (07.09.2010)


 
ISIRGAN-304- Yazdır e-Posta
TUGAY AFAT
Pazartesi, 14 Aralık 2009 01:54

Önceki gün Şeker-İş Sendikası’nın genel kurulunu izledim. 6. olağan genel kurulu diye yazıyordu ancak pek de olağan bir durum yoktu. Yargı süreci işlemesine rağmen fabrika birkaç gün önce satılmış, geçici işçilerin durumu belirsiz, üç aday birden çıkmış, işçilere kaba davranan bir genel başkan divan başkanı seçilmiş. Böyle bir genel kurulun neresine olağan diyebilirsiniz ki?

*     *     *

Çorum’a misafir gelen bir genel başkanın yuhalandığını ilk Şeker-İş’te gördüm. Başyta bu durumu yadırgamama rağmen, konuşmak için kürsüye gelen işçilerin söylediklerini duyunca niye yuhaladıklarını da anladım.

Dışarıdan bakıldığında her an kavga başlayacakmış gibi görünen genel kurulda başkan adaylarını destekleyen işçilerin genel merkezi eleştirirken birbirlerine omuz vermeleri ilginçti. Sefer Kahraman üçüncü kez Genel Merkezin desteklemesine rağmen seçildi. Genel Merkezin desteklediği aday normalde avantajlıdır doğru ancak benim gördüğüm Şeker-İş’te bu tersine dönmüştü.

*     *     *

Kürsüye gelen işçilerin haklarını arama kararlılıkları, görüşlerini dile getirme şekli ve gücü doğrusu hoşuma gitti. Özellikle Ruşen Yener başta olmak üzere Haydar Güler, Coşkun Servi, Zeki Aydaş, Muharrem Uysal ve Ramazan Kavak benim gözümü doldurdular.

Ruşen Yener’in sendikacılığın ruhunu mevcut tüm sendikaların yöneticilerinden daha iyi kavradığını gördüm. Özelleştirmenin yanlış yapıldığını, daha iyi yapılabileceğini savunan sendikacıları görünce Ruşen Yener’i takdir etmemek mümkün değil. Ruşen Yener, bıranı özelleştirmeyi, fabrikaya müteahhit girdiği andan itibaren sendikacılığın ayaklar altına alındığını ortaya koydu. Bir ara Yener’in, “İşverenler yok ama işveren vekili olarak sendika yönetimi burada” şeklindeki benim tüylerimi diken diken eden suçlamasına yönetimin oralı bile olmaması ülkemizdeki sendikacılığın geldiği noktayı da ortaya koyuyordu açıkçası.

İşçileri azarlayan bir genel başkan, işveren vekili suçlamasına oralı olmayan bir yönetim, sürekli birilerini suçlayan ancak o hep dillendirdikleri “üretimden gelen güçlerini” bir türlü kullanamayan işçiler.

Noktayı yine bir şeker işçisi koydu: “Satılmış fabrikanın genel kurulu olmaz.”